OSMAN HAMDİ BEY'İN HAYATI VE ESERLERİ PDF Yazdır E-posta

Osman Hamdi Bey
(30 Aralık 1842- 24 Şubat 1910)

Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın oğludur. Hukuk öğrenimi amacıyla Paris'e gönderilir. Hukuk yerine resim ve arkeoloji eğitimini tercih eden Osman Hamdi, 1869'da yurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev alır. 1881'de Müze-i Hümayun müdürlüğüne atanır. Eski eserlerimizin yurt dışına götürülmesini yasaklayan "1883 Asar-ı Atika Nizamnamesi"ni hazırlar. Yaptığı kazılarla ilk Türk Arkeoloğu unvanını alır. Ülkede ilk bilimsel Türk kazıları ve çağdaş müzecilik anlayışı onunla başlar. Bu çalışmalarından ötürü Türk Müzeciliğinin modern anlamda gerçek kurucusu olarak kabul edilmiştir. Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi"ni 1883 de kurması ile sanat ve kültür alanında ülkemize yaptığı katkılar doruğa ulaşır.


Hayatı
Osman Hamdi Bey, 30 Aralık 1842'de İstanbul'da doğmuştur. 1856'da Mekteb-i Maarif-i Adliye'de öğrenime başlar ve birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi amacıyla Paris'e gönderilir. Osman Hamdi burada bir süre hukuk öğrenimine devam ettikten sonra güzel sanatlara sevgisinin ağır basmasıyla hukuk ve resmi bir arada yürütmeye karar verir. Ancak sonunda resmi tercih etmiştir(1). Genç yaşta gönderildiği Paris'te 12 yıl kalır. Bu sırada açılan Paris Sergisi'nde görev alır(1867)(2). Paris'te tanıştığı Marie adlı bir bayanla evlenen Osman Hamdi, İstanbul'a 1869 yılında döndüğü zaman, Mithat Paşa'nın "Umur-u Ecnebiye Müdürü" (Yabancı İşleri Müdürü) olarak Bağdat'a gider. Hamdi Bey, Bağdat'ta iken, bölgenin tarihi ve arkeolojisiyle ilgilenir. İlk arkeolojik çalışmalarını Bağdat'ta yapar, bazı arkeolojik eserleri İstanbul'a göndertir. İstanbul'a dönüşte, 1871'de ecnebi büyükelçilerin protokol işleriyle uğraşmak görevine atanır. Bu sırada düzenlenen 1873 Viyana Sergisi'ne birinci komiser olarak katılır. Viyana'da bulunduğu sırada yine bir Fransız ve adı da Marie olan ikinci eşiyle tanışır. O zaman on yedi yaşında olan ve sonradan Naile olarak adı değişen bu hanımla İstanbul'a döndüğünde birinci eşinden ayrılır. İlk eşinden Fatma ve Hayriye isimli iki kızı olmuştur. Naile hanımdan da Melek, Leyla, Edhem ve Nazlı adlı çocukları olur.

Osman Hamdi Bey iyi dil bilmesinden dolayı 1875'de Hariciye Nazırı Arifi paşanın yanına Hariciye Umur-u Ecnebiye Katibi (Dışişleri bakanlığı Protokol Müdür Yardımcısı) olarak atanır. Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra 1876'da bu görevinden alınarak Matbuat-ı Ecnebiye'ye (Yabancı Basın Yayın Müdürlüğü) atanır. 1877'de Beyoğlu Altıncı daire Belediye Müdürü olur ve Osmanlı Rus Harbinin sonunda (1878) devlet memurluğundan ayrılır. Artık resim yapmak için bol vaktinin olacağını düşünmekte olan Osman Hamdi'nin en verimli döneminde bir kenara çekilmesi, uzun sürmez. Müze-i Hümayun'un Müdürü Dethier'in 1881 yılındaki ölümünden sonra, o sıralar Viyana Sefiri olan Babası Edhem Paşa'nın ve yakın çevresinin gayretleriyle Müze-i Hümayun'un Müdürlüğüne atanır.

Aslında Müzenin başına yine bir yabancı, Alman Dr.Millhofer getirilmek istenmiş(3) ancak son anda bu fikirden vazgeçilmiştir. Osman Hamdi Bey'in Müze-i Hümayun'un başına getirilmesindeki en önemli etkenlerden birisi onun eski eserlerin değer ve korunması hususlarına değindiği dönemin ilk özel gazeteleri olan Ceride-i Havadis ve Ruzaname-i Ceride-i Havadis gazetelerinde 17 ve 24 Ocak 1865 tarihlerinde yazdığı yazılardır. Osman Hamdi Bey Müze Müdürlüğüne getirilmeden on altı buçuk yıl önce eski eserlerimizin yabancılar tarafından götürüldüğüne dair yazılar yazarak dikkatleri üstüne çekmeye başlamıştır(4). Gençliğinde Fransa'ya hukuk tahsili yapmak üzere gönderilen ve orada batılı anlamda güzel sanatlar ve eski eserlerle verilen önemi çok iyi gözlemleyen Osman Hamdi Bey Müze Müdürlüğüne getirilmesiyle,Türk arkeoloji, müze ve sanat dünyası büyük ve verimli gelişmelere tanık olacaktır.

Osman Hamdi Bey'den önce İlk Türk Müzesinin çekirdeği batı ülkelerinde olduğu gibi bizde de saray bünyesinde gerçekleşmiştir. Topkapı Sarayında birikmiş çeşitli hediyeler, ganimet ve silahların Harbiye Nazırı Fethi Ahmet Paşa tarafından 1846 yılında Aya İrini'de sergilenmesiyle ilk müzemiz kurulmuştur(5). Müze-i Hümayun adını alan müzenin teşkilatlanmasına Maarif Nazırı Saffet Paşa'nın gayretleriyle çalışılmıştır(6). Giderek gelişmeye başlayan Müzeciliğimizde önceleri üst düzeyde yabancı uyruklu kişiler görevlendirilmiştir. Galatasaray Lisesi öğretmeni Mr. E. Goold ve tarihçi, arkeolog, epigraf ve ressam olan Alman Dr. Philip Anton Dethier (1872 -l881) Müze-i Hümayun Müdürlükleri yapmışlardır. Dr. Dethier müzeye eserler kazandırmış, 1874 'de eski eserleri koruyucu mahiyette bir de nizamname çıkartmıştır. Ancak, ne yazık ki "1874 Asar-ı Atika Nizamnamesi" eski eserlerin yurt dışına çıkışını yasaklayan bir hüküm getirmemektedir. 1840 yılından itibaren yabancılara kazı izni verilmesiyle başlayan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan maddi ve manevi değerleri üstün müzelik eserleri türlü araçlarla, hatta gemilerle Avrupa Müzelerine götürmeye başlamışlardır. Diğer bir deyimle eski eser yağmacılığı resmen devlet eliyle başlatılmış ve uzun sürede buna dur denilmemiştir .

1881 yılında Müzenin başına getirilen Osman Hamdi Bey, müzeciliğimizi ilk kez modern anlamda ele almaya başlar. İlk işlerinden birisi başından beri karşı olduğu, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklamayı planladığı tüzük hazırlığıdır. Paris'te yarım bıraktığı Hukuk eğitiminin yararları burada görülür. Yürürlükte bulunan "1874 Asar-ı Atika Nizamnamesini" 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan maddeler koydurur. Böylece batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eser akışını kesin olarak engeller.

Ülkede yapılan arkeolojik çalışmaları tek elden kontrol eden disiplinleri oluşturur. Daha önce yabancılar tarafından başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları ele alır ve bunları geliştirir. İlk Türk bilimsel kazılarını başlatır. Kendisi Nemrut Dağı, Lagina Hekate ve Sayda (Sidon)'da kazılara başlarken yakın çevresini de başka kazılarda görevlendirir. Oğlu Mimar Edhem bey bunlardan biridir. Edhem Bey'in Aydın'da Tralles'de yaptığı kazılarda bulunan mermer heykeller, Artemis'e atfedilmiş tapınağın frizleri ve daha birçok eser ortaya çıkartılır. Eserler İstanbul'daki Müze-i Hümayun'a getirilir. Yine Aydın çevresindeki Alabanda ve Sidamara antik kentlerinde yapılan kazıların başında kardeşi Halil Ethem Bey vardır. Müze Memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy ve Alacahöyük, Akalan, Langaza, Rodos, Taşoz ve Notion kazılarını yürütür. Sayda (Sidon) kazılarında pek çok lahit bulur, bunlardan bir tanesi daha sonra dünyaca ünlenen İskender'in lâhdidir. Muğla Milas ilçesi içinde Lagina'da Hekate tapınağına ait, kabartmalı firizler (1891-92), İstanbul'a getirilir. Böylece Müze-i Hümayun Avrupa'daki büyük Müzeler gibi, son derece görkemli arkeolojik eserlerle dolu bir "İmparatorluk Müzesi" haline gelir.

Osman Hamdi Bey'in Müze Müdürü olur olmaz ilk yaptığı çalışmaların başında, artan eserlere sağlıklı bir binanın sağlanmasıdır. Aya İrini'den sonra Çinili Köşke taşınan arkeolojik eserlerin büyük bölümü üst üste depolanmaktadır. Ayrıca, Müzeciliğin yalnızca eser depolamak olmadığının bilincinde olan birisi olarak bunların kaydedilmesi, onarılması ve sergilenmesi çalışmalarına hızla başlamıştır. Osman Hamdi Bey eserlerin nem ve rutubetten uzak ve sağlıklı korunup sergilenebileceği gerçek anlamda bir İmparatorluk Müze binası yapılması için dönemin yöneticilerini ikna eder. Aldığı destekle bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin ilk kısmını 1899'da, ikinci kısmını 1903'de ve üçüncü kısmını 1907 yılında bitirterek ziyarete açar. Modern bir müze için gerekli kütüphane, fotoğrafhane ve modelhaneyi tamamlatır.

Osman Hamdi döneminde başka müzeler de faaliyete girmeye başlar. Arkeoloji ağırlıklı olan Müze-i Hümayun'un içinde yeterli yer olmadığı için, ilk müze binası olan Aya İrini'de silahlar ve askeri teçhizat kalmış ve burası günümüzdeki Askeri Müzenin temeli olan (Cebehane olarak tanınan) Esliha-i Askeriye Müzesi olarak düzenlenerek (1908) ziyarete açılmıştır. Deniz Müzesinin temeli olan Bahriye müzesi (1897)'de yine Osman Hamdi bey döneminde açılmıştır. Osman Hamdi Bey, başkent İstanbul dışında Selanik, Sivas, Bursa ve Konya'da eser depolarını kurdurarak ilerde geliştirilecek bölge müzeleri projelerini de başlatmıştır.

Eski eserlerimizin yabancılarca yurt dışına götürülmesini engelleyen yasayı çıkarıp, ortaya çıkan eserlerin müzelerimize kazandırılmasını ve müzelerin de depo anlayışından çıkartılıp modern anlamda bilime hizmet verecek şekilde tasnif, koruma ve sergileme çalışmaları yapmasını sağlayan Osman Hamdi bey aynı zamanda, İmparatorluk müzesi dışında ülkenin değişik yerlerinde yeni müzelerin temellerini de atar. Bu arada, güzel sanatlar müzemizin çekirdeğini de oluşturmaya başlamıştır. Dünyaca ünlü sanatçılara ait resimlerin kopyalarını yaptırmış ve bu tabloları, Sanai-i Nefise'de yetişen Türk ressamlarının eserleriyle birlikte, Güzel Sanatlar Akademisi'nin büyük salonunda toplamıştır. Bu çalışmalarından ötürü Çağdaş Türk Müzeciliğinin gerçek kurucusu olarak kabul edilmiştir.

Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olur. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Bey'i kutlamışlar, böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir arkeolog, müzeci ve ressam, kazanmıştır. Birçok üniversite kendisine doktorluk unvanı vermiştir.

Osman Hamdi Bey Sidon (Sayda) kazılarında
Sidon (Sayda) kazılarında İskender Lahti'nin mezar odasından çıkarılışı - 1887

 

Osman Hamdi Bey 1881'de Müze-i Hümayun'un başına getirildikten bir yıl sonra 1 Ocak 1882'de Sanayi- Nefise Mektebinin Müdürlüğüne de atanır. Bir yandan kazı ve müze işleri ile uğraşırken diğer yandan Türk Kültür ve Sanat hayatına büyük katkıları olacak Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi"ni 1883 de kurar. Burada eğitim verecek hocaları seçer. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Eski şark Eserleri Binası olarak hizmet veren binayı, "Sanayi-i Nefise Mekteb-i olarak Mimar Vallauri ile birlikte tasarlayarak öğretime 2 Mart 1883 öğretime açar. Böylece Osman Hamdi Bey'in sanat ve kültür alanında ülkemize yaptığı katkılar doruğa ulaşır."

Osman Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, hiç ihmâl etmemiş, fırsat elverdikçe resim yapmıştır. Aslında kendisini en mutlu eden anlar resim yapabildiği anlardır "Kur'an Okuyan Hoca", "Silah Tüccarı", "Kaplumbağa Terbiyecisi", "Arzuhalci", "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar", "Feraceli Kadınlar", "Mimozalı Kadın", "Leylak Toplayan Kız" gibi tabloları onun en ünlü yapıtları arasındadır. Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını geçirdiği ve en sevdiği yer olan Kocaeli'nin Gebze ilçesindeki Eskihisar'daki evinde yapmıştır.

1910 yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada büyük yankılar uyandırır. Osman Hamdi Bey, son çağ biliminin en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış birkaç sanatçımızdan biridir. 

Batılı anlamda Türk resim sanatının öncüleri arasında da yer alan Osman Hamdi Bey 'in(10) 1910'da ölümünden sonra Müze-i Hümayun'un ve Sanayi-i Nefise Mektebinin başına kardeşi Halil Ethem bey (1910-1931) geçmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün

 

Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey Kızları ile
Kaplumbağa Terbiyecisi
Vazo Yerleştiren Kızİlahiyatçıİtalyan KızıGebzeden manzara
Gezintide Kadınlar
Mimozalı Kadın
Sultanahmet Camii Girişinde Kadınlar
Bursa Yeşil Cami'de
Cami Kapısı Önünde Konuşan Hocalar
Osman Hamdi - Silah Taciri
Osman Hamdi Bey atölyesinde çalışırken
Osman Hamdi Bey Nemrut kazıları sırasında

Osman Hamdi Bey Nemrut Kazıları sırasında 1883
 
Notlar:

1 - Belgin Demirsar, Osman Hamdi Tablolarında Gerçekle İlişkiler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989, s.5
2 - A. Müfid Mansel ve Refik Epikman'a göre Osman Hamdi bu serginin Osmanlı Hükümeti temsilcisidir
A. Müfit Mansel, "Osman Hamdi bey" Belleten, C.XXIV, s.292,
Refik Epikman, Osman Hamdi (1842-1910) Milli Eğitim Bakanlığı yayınları, İstanbul, 1967,s.1.
3 - Kamil Su, Osman Hamdi Bey'e Kadar Türk Müzesi, İstanbul,1965,s.34,71-72.
4 - Mustafa Cezar, Sanatta Batı'ya Açılış ve Osman Hamdi, Türkiye İş Bankası A.Ş. Kültür Yayınları:109, İstanbul, 1971,s.225-226.
5 - Enver Behnan Şapolyo, Müzeler Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1936, s.32.
6 - Öz, Tahsin, "Ahmet Fethi Paşa ve Müzeler", Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, İstanbul, V, 1949 s.1-15.
7 - Ferruh Gerçek, Türk Müzeciliği, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara, 1999, s.266-270.
8 - Kamil Su, age., s. 8.
9 - Nur Akın, " Osman Hamdi Bey, Asar-ı Atika Nizamnamesi ve Dönemin Koruma Anlayışı Üzerine" Osman Hamdi Bey ve Dönemi, Sempozyum 17-18 Aralık 1992, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Sempozyum/Atölye 1, İstanbul, 1993 : 233-239.
10 - Osman Hamdi Bey'in sanatçı yönü hakkında bkz. Cezar, age.
11 - Demirsar, age. s.10, dipnot 25.

 
TAKAS (Barter) MAĞAZASI AÇILDI PDF Yazdır E-posta
Pazar, 07 Şubat 2010 23:31


Merter'deki Takas Depo sektörde bir ilk

Takas MağazasıSistem Barter tarafından  Merter'de Takas Depo' adıyla açılan mağazada, para değil, mal ve hizmet geçerli olacak, ilk etapta barter sistemine kayıtlı işletmelere hitap edecek mağazadan, daha sonra vatandaşların da yararlandırılacağı bildirildi. Sistem Barter Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Besle, bir yıllık çalışma sonucunda 5 katlı ve 1500 metrekare alana sahip mağazayı hizmete açtıklarını açıkladı. Mağazada, 600 kalemde 5 binin üzerinde mal ve hizmet değiş tokuşu yapılabiliyor.

Orhan, "Firmaların mağazaya sunmak istediği mala değer biçerek karşılığında barter çeki veriyoruz. Bu çekle ihtiyaç duydukları ne varsa alabiliyorlar" dedi. Takas Depo mağazasının, ilk etapta barter sistemine üye işletmelere hitap edeceğini, yakın gelecekte vatandaşa da açılacağını açıklayan Besle, "Örneğin ev hanımları evinde dokuduğu halı, ördüğü kazak, diktiği elbiseleri verip karşılığında kışın yakmak için kömür veya gıda alabilecek" dedi. Orhan Besle, krizde firmaların yaşadığı en büyük sorunun nakit döngüsü olduğunu söyledi.

 
DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ PDF Yazdır E-posta

(Çevre ve Orman Bakanlığı'nın basın açıklaması)

Ramsar Sözleşmesi’ne göre; tabiî veya sunî, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel – git hareketlerinin çekilme derecesinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler sulak alanlardır.

Bu hassas alanların önemi, korunması ve akılcı kullanımı konularında kamuoyu bilincini geliştirmek maksadıyla Ramsar Sözleşmesi'nin imzaya açıldığı 2 Şubat “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaktadır.

 

2010 yılının Dünya Sulak Alanlar Günü teması “İklim Değişikliği ve Sulak Alanlar”dır.

 

Ülkemizde toplam alanı 1 milyon hektarı aşan 300’den fazla sulak alan bulunmaktadır. Uluslararası kriterler dikkate alınarak yapılan değerlendirmelere göre, bu alanların 135’i uluslararası öneme sahiptir.

 

Meke Gölü
Meke Gölü

 

 

Ülkemiz, Ramsar Sözleşmesine 1994 yılında taraf olmuş ve bu güne kadar 13 sulak alanını (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü ve Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü ve Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu ve Kuyucuk Gölü) sözleşme listesine dahil ettirmiştir.

Devamını oku...
 
FARSAK PROJESİ FACEBOOK'DA PDF Yazdır E-posta

 

Tuncer GültangToroslar'da asgari ücretin de altındaki gelirleriyle ciddi anlamda geçim sıkıntısı yaşayan köylüleri, ürünlerini değerlendirerek kalkındırmak için Farsak Projesi'ni hayata geçiren 70 yaşındaki Tuncer Gültang, ünlü paylaşım sitesi “Facebook”a taşıdığı proje ile bir anda yurt genelinde hatta yurt dışında çok sayıda gencin önderi oldu.

Gültang'ın, yaklaşık 3 ay önce “köylü kalkınmadan ulus kurtulmaz” sloganıyla oluşturduğu grup, kısa sürede 2 bin 350 üyeye ulaşırken, üyeler “Tuncer dede” dediği Gültang'ın önderliğinde paylaşım sitesinin ünlü “farmville” oyununu da gerçeğe dönüştürecek.

Gültang, yaptığı açıklamada, önceki yıl Feke ilçesine bağlı, Toros Dağları'nın eteğindeki Güzpınarı köyünde hayata geçirdiği “Farsak Projesi”ni, ilk sıralar arkadaşlarını bulmak ve torunlarıyla konuşmak için kullandığı “Facebook”a taşıdığını anlattı.

Yaklaşık 3 ay önce sitede “Farsak Projesi Grubu” adı altında bir grup oluşturduğunu ve gruba ilk olarak Çukurova ve Mersin Üniversitesinden tanıdığı gençleri dahil ettiğini belirten Gültang, “Bu gençlerin de katkısı ile grubun üye sayısı hızla arttı. Özellikle Bilkent ve Selçuk üniversiteleri ile değişik illerden gençler, projeye ilgi duydu. Kısa sürede benim de tahmin edemeyeceğim şekilde 2 bin 350 üyeye ulaştık” dedi.

Grubu “Farsak Projesi” ile tanıştırdığını ve amaçlarını paylaştığını ifade eden Gültang, şöyle konuştu: “Projeyi 'köylü kalkınmadan ulus kurtulmaz' sloganı ile Facebook'a taşıdım. Gördüm ki, gençlerin doğal yaşama ve üretime büyük ilgisi var, ancak bir önderleri yoktu. Doğal ürünler tüketilmesi ve köylerdeki ürünlerin desteklenmesini amaçlayan projemizi genellikle 20-30 yaş grubundaki üniversite öğrencileri destekliyor. Bunun yanı sıra her yaştan ve Türkiye'nin dışında
ABD, Kanada, Azerbaycan, Hindistan, Bangladeş gibi çeşitli ülkelerden üyemiz var. Ayrıca Tema, Doğal Tohum gibi gruplar da projeyi destekliyor.”
Devamını oku...
 
FARSAK PROJESİ PDF Yazdır E-posta

 

Sakarya Üniversitesi'nde öğrenciler Farsak Projesi hakkında yaptıkları araştırmayı sunarlarken
Sakarya Üniversitesi’nde öğrenciler Farsak Projesi hakkında yaptıkları araştırmayı sunarlarken

Farsak projesi kaynağında para olmayan, hibe alınmayan ilk denge projesidir.

Bu yönüyle dünya çapında bir başka örneği daha yoktur.

Farsak projesinin amacı ahlaki değerleri yüksek bir toplum, insanın temel ihtiyacı olan barınak, yiyecek içecek, üremek, güven içinde yaşamak ve bilgidir.

Projenin kaynağı; insan, toprak, su, genleri oynanmamış doğal tohum, doğanın insanlara sunduğu ürün ve hayvan varlığımızdır.

UFRAD Farsak projesini bir marka halinde dünyaya tanıtmak üzere 17.06.2009 tarihinde oybirliği ile projeyi destekleme kararı almıştır. Bu tür bir karar UFRAD’ın aldığı ilk karardır. (www.ufrad.org.trwww.franchise-net.com)

Başta Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi olmak üzere birçok üniversitenin öğretim üyeleri projeye destek vermektedir.

Sakarya Üniversitesi projeyi ders programına almıştır.

 

KÖYLÜ KALKINMADAN ÜLKE KALKINMAZ

Farsak Projesi ekonomik kaygıları gelir hedefleyerek gidermeyi amaçlamaz. Ekonomik gelir, bütün girişimlerin bir sonucudur ve böyle olacağını bildiğimiz için gelir hiçbir şekilde ön planda değildir. Odaklanılması gereken, doğru bilginin köylerimize aktarılması ve ahlaklı, karakterli, dünyada kendi kimliğiyle örnek olacak, birbirini ezen değil, birbirinin başarısı için çalışan bireyler halinde ortaya çıkılmasıdır. Birçok proje bu hususları dikkate almadan hedefe odaklandığından, başarısız olmuşlardır ya da uzun vadede gerçek gelişimi, kendini dönüştürüp zamanın şartlarına adapte olmayı sağlayamayacaklardır.

“Farsak Projesi bir köy kalkınma projesi” değil, “köylünün köyünü bilim adamlarıyla, üniversite gençliğiyle, halkımızla, esnaf, sanatkar ve devletin bütün kurumlarıyla işbirliği yaparak, topraklarına, ormanlarına, hayvanlarına, suyuna sahip çıkarak kalkındırması” anlayışıdır. Nasıl ki avcı-toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçiş yapıldığında bir kalkınma olmuştur, bilimin ışığı da geçtiğimiz yüzyılda aynı etkiyi yapmıştır. Ancak, Türkiye için böyle bir etki, böyle bir kucaklaşma olmamıştır. Sadece bir açısını bir örnekle vermeye yer var fakat sosyal bilimlerin karmaşıklığına vakıf bir şekilde ilerliyoruz ve bahsettiğiniz sonuçlar da en verimli ve etkin şekillerde ortaya çıkacaktır.

Devamını oku...
 
Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh PDF Yazdır E-posta


28 OCAK PERŞEMBE – YEŞİLEV’DE FİLM GÖSTERİMİ VE SÖYLEŞİ

Yeşilev - İstiklal Cad Balo Sok No 21/1 Beyoğlu 0 212 244 77 80

http://www.facebook.com/event.php?eid=262772307543
http://yesiller.org/ 

19:00 – 20:00 Film gösterimi : Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh

20:00 – 22:00 Söyleşi İsmail Yenigün (İmeceevi) : Endustriyalizme Karşı Kendine yeterli topluluklar, Komünler, Ekoköyler, Kırda ve Şehirde Alternatifler..

 Ladakh

19:00 – 20:00 Film gösterimi : Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh

Antik bir kültürden ekolojik çözümler öğrenmek mümkün müdür? Ladakh, ya da Küçük Tibet, batı Himalayalarda vahşi bir güzelliğe sahip bir çöl alanıdır. Kaynakları sınırlı, iklimi de serttir. Buna rağmen bin yılı aşkın süredir oldukça gelişmiş bir kültüre ev sahipliği yapmıştır. Tutumlu, birbirleriyle işbirliği halinde olan, yaşadıkları bölgeyi iyi tanıyan ve çevre koşullarını iyi bilen Ladaklılar sadece bu koşullarda yaşayabilmekle kalmamış, refah düzeylerini de ileriye taşımışlardır. Bunu "kalkınma" takip etti. Şimdilerde ise başkent Leh'te kirlilik, bölünmüşlük, enflasyon, işsizlik, hoşgörüsüzlük ve açgözlülük almış yürümüş. Yüzyıllardır süregelen ekolojik denge ve sosyal uyum modernleşmenin tehditi altında. Ladakh'ın kültürünün ve doğaya uyumlu yaklaşımlarının böylesine kırılma noktasına gelmiş olması, bizi "kalkınma" ile ne kastettiğimizi yeniden gözden geçirmeye zorluyor -ve bunu sadece dünyanın gelişmekte olan bölgeleri için değil, sanayileşmiş ülkeler için de yapmakta yarar var. Ladakh'ın öyküsü bize sadece çevresel, sosyal ve psikolojik problemlerin kökünde yatan nedenleri göstermekle kalmıyor, kendi geleceğimiz için çok değerli ipuçları veriyor.

Yapımcı: John Page, Yapım yılı: 1993, Süre: 60' Ülke: İngiltere, Dil: İngilizce, Türkçe altyazı 

Devamını oku...
 
İstanbul Markası ve Türkiye'nin Uluslararası Rekabet Gücü PDF Yazdır E-posta



TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası, Marmara Belediyeler Birliği'nde seminer verdi.


Bahadır KaleağasıKaleağası, "İstanbul Markası ve Türkiye'nin Uluslararası Rekabet Gücü" başlığıyla sunum yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İştiraklerinden Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan'ın da katıldığı etkinliğin açılış konuşmasını Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri ve Marmara Üniversitesi İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Recep Bozlağan yaptı.  Birlik çalışmaları hakkında detaylı bilgilendirme yapan Doç. Dr. Bozlağan, konuşmasının sonunda, “Napolyon’un biz sözü var: Dünya bir tek ülke olsaydı, Başkentini İstanbul yapardım. Napolyon’un bu sözü bizlere çok şey düşündürmeli. Ne kadar özel ve nadide bir şehirde yaşadığımızı bilelim ve şehrimize sahip çıkmayı görev edinelim” dedi.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 36