|
FARSAK PROJESİ FACEBOOK'DA |
|
Toroslar'da asgari ücretin de altındaki gelirleriyle ciddi anlamda geçim sıkıntısı yaşayan köylüleri, ürünlerini değerlendirerek kalkındırmak için Farsak Projesi'ni hayata geçiren 70 yaşındaki Tuncer Gültang, ünlü paylaşım sitesi “Facebook”a taşıdığı proje ile bir anda yurt genelinde hatta yurt dışında çok sayıda gencin önderi oldu.
Gültang'ın, yaklaşık 3 ay önce “köylü kalkınmadan ulus kurtulmaz” sloganıyla oluşturduğu grup, kısa sürede 2 bin 350 üyeye ulaşırken, üyeler “Tuncer dede” dediği Gültang'ın önderliğinde paylaşım sitesinin ünlü “farmville” oyununu da gerçeğe dönüştürecek.
Gültang, yaptığı açıklamada, önceki yıl Feke ilçesine bağlı, Toros Dağları'nın eteğindeki Güzpınarı köyünde hayata geçirdiği “Farsak Projesi”ni, ilk sıralar arkadaşlarını bulmak ve torunlarıyla konuşmak için kullandığı “Facebook”a taşıdığını anlattı.
Yaklaşık 3 ay önce sitede “Farsak Projesi Grubu” adı altında bir grup oluşturduğunu ve gruba ilk olarak Çukurova ve Mersin Üniversitesinden tanıdığı gençleri dahil ettiğini belirten Gültang, “Bu gençlerin de katkısı ile grubun üye sayısı hızla arttı. Özellikle Bilkent ve Selçuk üniversiteleri ile değişik illerden gençler, projeye ilgi duydu. Kısa sürede benim de tahmin edemeyeceğim şekilde 2 bin 350 üyeye ulaştık” dedi.
Grubu “Farsak Projesi” ile tanıştırdığını ve amaçlarını paylaştığını ifade eden Gültang, şöyle konuştu: “Projeyi 'köylü kalkınmadan ulus kurtulmaz' sloganı ile Facebook'a taşıdım. Gördüm ki, gençlerin doğal yaşama ve üretime büyük ilgisi var, ancak bir önderleri yoktu. Doğal ürünler tüketilmesi ve köylerdeki ürünlerin desteklenmesini amaçlayan projemizi genellikle 20-30 yaş grubundaki üniversite öğrencileri destekliyor. Bunun yanı sıra her yaştan ve Türkiye'nin dışında ABD, Kanada, Azerbaycan, Hindistan, Bangladeş gibi çeşitli ülkelerden üyemiz var. Ayrıca Tema, Doğal Tohum gibi gruplar da projeyi destekliyor.”
|
|
Devamını oku...
|
|
Uçak Yapıp Uçurdu ama Sertifika Alamadı |
|
Adapazarı’nda Cumhuriyet Mahallesi’nde tenha bir sokakta 10 metrekarelik bir depo. Bir köşede hâlâ sapasağlam duran uçak motoru, özenle korumaya alınmış pervaneler ve çürümeye yüz tutmuş kaporta parçaları...
Pencereleri gazete kâğıdıyla kapatılmış, elektriği bile olmayan bu depoda hazin bir öykü var. Depodaki bu malzemelerin, 32 yıl önce bir saat ustası tarafından yapılan ve havalanan bir uçağa ait olduğunu öğrenmek insanı gerçekten yaralıyor.
Adapazarı’nda kendi uçağını yapıp, uçuran Hikmet Şentürk’ün yürek burkan bir başarı hikâyesi var. Asıl mesleği saat ustalığı olan Hikmet Şentürk’ün uçaklara olan ilgisi küçük yaşlarda başlar. Babasıyla 12 yaşında gittiği bir sergide gördüğü Piper tipi uçak onun hayatını değiştirir. Orijinal bir uçak yapmaya karar veren Şentürk’ün tüm hayatını adadığı havacılık aşkı o zaman başlar.
Gece gündüz çalıştı, 3 ayda uçak yaptı
Sık sık Türk Hava Kurumu’na (THK) giden, burada uçakları inceleyen Şentürk, kendi uçağını yapmaya karar verir. 1976 yılında pervane ve motorunu THK’dan aldığı uçağın yapımına başlar. Bir garajda gece yarılarına kadar çalışan Şentürk, gövdesini dikişsiz çelik borudan, kanatlarını polyester bez kaplı ladin ağacından yaptığı uçağını üç ayda bitirir. Hikmet Şentürk, plan, proje ve imalatı kendisine ait olan uçağı gizlice uçurmayı başarır.
Önce uçağını yaptı, sonra pilot oldu
Hikmet Şentürk, 15 Şubat 1978’de THK’da düzenlenen bir sergide yaptığı uçağın fotoğraflarını sergiler. Ziyaretçiler arasında dönemin Cumhuriyet Senatosu Başkanı ve Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburun da vardır. Şentürk, Tekin Arıburun’a uçağı kendisinin yaptığını, ancak pilot olmadığı için uçuramadığını söyler. Bunun üzerine Senato Başkanı Arıburun, THK Başkanı Hasan Basri Yurdakul’dan, Hikmet Şentürk’e yardımcı olmasını talep eder. Bir süre sonra Etimesgut’ta yer alan Türkkuşu’nda pilotaj eğitimine başlayan Şentürk, üç aylık eğitim sonunda pilot lisansını alır.
Uçan uçağına sertifika alamadı
Adapazarı-Ankara arasında defalarca mekik dokuyan, çalmadık kapı bırakmayan Şentürk, ne kadar uğraştıysa da uçağına uçuş müsaadesi alamaz. Hikmet Şentürk, o dönem yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Sertifika alabilmek için Ulaştırma Bakanlığı’na gittim ancak uçağı kendim yaptığım için elimde teknik belge yoktu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Kayseri Hava İkmal Bakım Merkezi veya Kara Kuvvetleri Havacılık Okulu’ndan teknik belge getirmemi istediler. Kayseri’den gelen ikisi subay, biri sivil üç uçak mühendisi uçağı bir gün boyunca inceledi. Uçağa bin, uç dediler ancak bana işlerinin yoğun olduğunu söyleyerek yardımcı olamayacaklarını söylediler. İTÜ’de bir profesör ve iki doçentle görüştüm ancak ondan da netice alamadım.”
‘Destek olsunlar bir yılda uçak yaparım’
Sertifika alamadığı uçağı defalarca gizli gizli uçuran Şentürk, son uçuşunu 7 Temmuz 1985 yılında yapar. Destek göremediği için morali iyice bozulan Şentürk, tadilat yapmak için uçağı hangarda parçalara ayırır ancak bir daha toplayamaz. “Yıllarca uğraştığım, emek verdiğim uçağımı depoda bu halde gördükçe içim acıyor” diyen Hikmet Şentürk, yaşadıklarına rağmen heyecanından bir şey kaybetmemiş. Şentürk, “Şevkim kırıldı ancak içimdeki havacılık aşkı, ateş gibi külün içinde duruyor. Kül açıldıkça ateş ortaya çıkacaktır. Destek verilsin, bir yılda eğitim uçağı yapar ve uçururum” diyor.
Uçağın Teknik Özellikleri Motor: Continental C90 Boş Ağırlığı: 325 kg Dolu Ağırlığı: 450 kg Kanat Açıklığı: 6.75 m Uzunluğu: 5.10 m Seyir Hızı: 325 km/saat
http://www.haberturk.com/ekonomi/yazar/11262-Saat-ustasinin-ucak-macerasi.aspx |
|
TÜBİTAK'tan kimyasal silaha karşı büyük buluşTÜBİTAK'ın geliştirdiği 'T-1' adlı malzeme, güçlü emiş gücü sayesinde sıvı kimyasalları cilt, silah, elbise, teçhizat, araç, arazi ya da binalardan hızla emerek iç yapısına hapsediyor ve yapısını bozarak tehlikelerini yok ediyor. ANKARA - ''T-1'' adlı çok sayıda mikro kanaldan oluşan malzeme, güçlü emiş gücü sayesinde sıvı kimyasalları cilt, silah, elbise, teçhizat, araç, arazi ya da binalardan hızla emerek iç yapısına hapsediyor ve yapısını bozduğu kimyasalların tehlikeli etkilerini yok ediyor. Malzeme, Türkiye'de çok miktarda hammaddesi bulunan silikat esaslı seramik malzemelerden yapıldığı için üretimde ve maliyette büyük avantajlar getiriyor. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık Baykara, TÜBİTAK'ta yapımı tamamlanan ''kimyasal gazın emilerek temizlenmesi'' (absorblayıcı dekontaminasyon) çalışmaları hakkında bilgi verdi. Baykara, günümüz silahlanma faaliyetlerindeki tespit edilen en önemli gelişmenin ''kitle imha silahları'' olarak tanımlanan ve geniş kitlelerin imhasını hedefleyen nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların uzun mesafelere taşınmasını sağlayan balistik füzeler üzerine yoğunlaştığını anlattı. Uluslararası sözleşmelerle yasaklanmış olmasına rağmen, ülkelerin bu tür silahları üretme, depolama imkan ve kabiliyetlerini geliştirme çabalarının sürdüğünü dile getiren Baykara, bunun da diğer ülkeler gibi Türkiye için potansiyel bir tehdit oluşturduğunu söyledi. ''Kimyasal'', ''biyolojik'', ''reaktif'' ve ''nükleer'' olarak da tanımlanan bu silahların, canlıları öldürme, ağır yaralayarak saf dışı bırakma ve fonksiyonlarını bozma yoluyla etkisiz hale getirme amacıyla askeri ya da terörist faaliyetlerde kullanılan toksik ajanlar olduğunu anlatan Baykara, bu silahların çevreye son derece tehlikeli maddeler yayarak canlılara, malzeme, araç-gereç ve araziye, bina ya da tesislere bulaştığını, onları tehlikeli boyutta kirleterek hastalık ve ölüme yol açtığını ifade etti. |
|
Devamını oku...
|
|
Semih Saygıner adına özel ıstaka |
|
Dünyaca ünlü Türk bilardocu Semih Saygıner, İtalyan ıstaka üreticisi Longoni firmasıyla anlaşma imzaladı.
The Marmara Oteli’nde düzenlenen töreninde konuşan Semih Saygıner, bu projenin amacının gelecek nesillere bilardoyu sevdirmek ve onları tekrar bilardo salonlarına geri kazandırmak olduğunu belirtti. İmza töreninde çok heyecanlandığını ifade eden Saygıner, ilk ıstakasıyla İstanbul şampiyonu olduğu yılları ve zor şartlarda kazandığı başarılarını hatırlatırken, gözleri doldu ve duygulandı. Saygıner, "dünya devi Longoni’nin Türkiye’ye gelmesi çok önemli bir şey" dedi. Semih Saygıner’e daha sonra Longoni firması Dünya Başkanı Pierluigi Longoni tarafından ıstaka hediye edildi. Saygıner, bu ıstakayla bilardo masasında kısa bir gösteri sundu. Anlaşma uyarınca, Semih Saygıner adına özel üretilecek ıstakalar tüm dünya ülkelerinde aynı anda satışa sunulacak. |
|
TÜRK AMERİKALILAR’DAN BÜYÜK BAŞARI |
|
Son yıllarda hayli aktif bir sivil toplum çalışması yürüten ABD’deki Türkler büyük bir başarıya daha imza attılar. Pek çok defa eyalet meclislerinde sözde soykırım yasa tasarılarını bloke eden ve lobi faaliyetlerinden sonuç almaya başlayan Türkler bu kez de dini bir konuda önemli bir sonuç aldı. Staten Island’ta, New York Kent Konseyi oylaması üzerinde ağırlğını hissettiren ve yumuşak güç yöntemiyle iki önemli Müslüman bayramının kamu okullarında da tatil sayılmasını başaran ABD’li Türkler büyük takdir topladı. Bundan böyle New York bölgesindeki kamu okullarında, Müslümanlara has olan Ramazan ve Kurban Bayramı resmi tatil takviminde değerlendirilecek. |
|
Devamını oku...
|
|
Dünyayı şaşırtan Osmanlı robotu |
|
Sultan 2. Abdülhamid’in Japonya’ya 1889 yılında robot hediye ettiği ortaya çıktı.İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliği ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan okuyabilmesi...
Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran Sultan 2. Abdülhamid Han’ın, günümüzde teknolojiye öncülük eden Japonya’ya 1889'da robot hediye ettiği anlaşıldı. İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliğinde ise yok yok. Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş’in arşivinde yer alan Alamet’in orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.

GONG YERİNE EZAN SESİ
Sultan Abdülhamid’in çağdaşı olan Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu’nun, gemiyle İstanbul’a gelişi ve Sultan’a çeşitli hediyeler getirmesiyle başlıyor bu ilginç tarihi olay. Sarayda ağırlanan prensin ardından 1889’da İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya'nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid Han'dan, İslâm dini, ilim ve teknolojik gelişmeler, vakıflar, hayır kurumları gibi konularda Japonca veya Fransızca bilgiler gönderilmesini rica eder.
Abdülhamid Han, saat mekaniğini çok iyi bilen ve aynı zamanda Yeni Kapı Mevlihânesi saat sanatkârı Musa Dede'den daha önce hiç yapılmamış, eşi benzeri olmayan, teknolojik bir saat yapmasını ister. Derviş Dede bir fikir ortaya atar ve "Bu saat Semâzen şeklinde olsun. Her saat başı kollarını açıp semâ etsin ve gong çalsın" der. Sultan Abdülhamid Han projeyi inceledikten sonra, gong yerine robotun her saat başı ezan okumasını ister. Oktan Keleş, robotun yapımından kısa bir süre önce icat edilen gramafon sayesinde ses kaydı alınabildiğini söyledi.

ALAMET ARADA KAYNADI
Ertuğrul Firkateyni’yle Japonya’ya gönderilen Alamet’in şimdiye kadar duyulmamasının belgelerdeki eşanlamlı ifadelerden kaynaklandığını belirten Keleş, “Tarihi kayıtlarda ‘Osmanlı nişanları, hediyelerle beraber Japon İmparatoru'na takdim edilmiştir" şeklinde geçiyor. Osmanlıca nişan kelimesiyle ve robotun ismi olan ‘Alametí kelimesinin eş anlamı olduğu için robot olan Alamet adeta araya kaynamış" diyor.
Sultan Abdülhamid Han asrın teknoloji harikası bu eseri, Ertuğrul Firkateyni vasıtasıyla yazılmış özel bir mektup, hediyeler ve nişanlar ile beraber Japon İmparatoru'na göndermişti. Firkateyn dönüş yolunda 450 mürettebatıyla birlikte batmıştı.
120 YIL ÖNCEKİ BULUŞ
Keleş yapılan robotun özelliklerini şu şekilde sıraladı: “Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot. Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu."
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/72272-dunyayi-sasirtan-osmanli-robotu-haberi.aspx |
|
BM'den TOKİ'nin Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'ne ödül |
|

Toplu Konut İdaresi'nin (TOKİ) Ankara Büyükşehir Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği ''Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'', Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Yerleşimleri Programı (HABİTAT) tarafından, 2009 yılının en iyi uygulamalarından biri seçildi. TOKİ'den yapılan açıklamaya göre, HABİTAT İş Ödülü Seçim Komitesi, Çin'in başkenti Pekin'de, 25-26 Mayıs'ta yaptığı toplantılarda, BM-HABITAT İş Ödüllerini belirledi. TOKİ ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ortaklığında oluşturulan Toplu Konut-Büyükşehir Belediyesi İnşaat Emlak Mimarlık ve Proje A.Ş (TOBAŞ) tarafından gerçekleştirilen ''Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'', 2009 yılının 26 ''En İyi Uygulaması''ndan biri seçildi.
Açıklamaya göre, 26 uygulamanın 5 tanesinin de ''kazanan (winner)'' sıfatıyla ödüllendirildiği En İyi Uygulamalar kategorisinde yer alan projeler, özellikle ilgili şehir ve topluluklarda mevcut hayat kalitesinin geliştirilmesi yönünde yapılan sıra dışı katkılar anlamında öne çıkıyor. TOKİ'nin Erzincan Çarşı Mahallesi Şehir Yenileme - Gecekondu Dönüşüm Projesi, geçen yıl Ekim ayında Dubai'de toplanan HABİTAT Teknik İstişare Komitesi tarafından ''İyi Uygulama'' olarak seçilmişti. Komite, toplam 436 uygulamayı değerlendirmiş, 103 tanesini ''En İyi Uygulama'', 288;ini ''İyi Uygulama'', 47;sini ''Ümit Vadeden Uygulama'' olarak nitelendirmişti. TOKİ, 2007 yılında da Barcelona Meeting Point Organizasyonu tarafından, ''En İyi Uluslararası Gayrimenkul Projesi'' alanında ödüle layık görülmüştü. |
|
Manhattan’da 100 bin tüccarı Türk kadın başkan yönetiyor |
|
ABD’de 100 bin üyesi olan Manhattan Ticaret Odası’nın Başkanı sanatçı Asım Can Gündüz’ün ablası Ally Gündüz çıktı. Ticarette yetersiz kalan aksansız Türkçesini çay partilerinde kullandığını belirten Ally Gündüz, ’biz’ diye başlayan cümlelerinde hep Türkiye’yi kastediyor. “Ben Osmanlı çocuğuyum. Türkiye’yi politik gücüyle değil, ticari dehasıyla tanıtıyorum” diyor.
AMERİKA’da 100 bine yakın şirketi temsil eden Manhattan Ticaret Odası’nın başındaki kişi, sanatçı Asım Can Gündüz’ün ablası Ally Ayşe Gündüz çıktı. Anne ve babasının Türk olduğunu kendisinin de New York’da doğup büyüdüğünü dile getiren Gündüz, aksansız Türkçe’siyle dikkat çekiyor. Ticaret konuşurken yetersiz kalan Türkçesini sadece çay partilerinde kullanabildiğini dile getiren Gündüz, ’biz’ diye başladığı cümlelerde hep ’Türkiye’yi kastediyor. “Ben Osmanlı çocuğuyum, Türkiye’nin ticaret dehasını tanıtacağım” diyor Sibirya’ya giderim Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’nin (GYODER) Restate İstanbul toplantıları için Türkiye’ye gelen Gündüz, ne zaman kriz olsa dışarı çıkıp iş bulmak gerektiğini ifade ederek Manhattan Ticaret Odası’nın başkanlığına kadar yükselen kariyerinin Şifresini, “Fırsat oradaysa Sibirya’ya bile giderim” diyerek veriyor. Manhattan Ticaret Odası’ndan önce New York’ta İsveç Ticaret Ateşesi olarak çalıştığını ifade eden Gündüz, “Ardından Manhattan Ticaret Odası’nda Global Ticaret departmanının başına geçtim. Bu göreve geleli ise bir yıla yakın süre oldu” dedi. |
|
Devamını oku...
|
|
Türkiye'de Uçak Üretimi - 2 |
|
Adı sonradan THK’ye dönen Tayyare Cemiyeti’nin iyi niyetle kurulduğundan kimsenin şüphesi olamaz, ancak bu kurum sağlanan büyük imkanlara rağmen havacılığımıza ivme katamaz. Milletin ekmek derdiyle uğraştığı yıllarda planörcülük, paraşütçülük gibi ekstrem sporlara merak salan birkaç gence eğlence imkanı sağlar o kadar. Aslında un, yağ, şeker ne aranırsa vardır. 1928 yılında açılan Tayyare Makinist Mektebi’nin imkanları öyle geniştir ki Eskişehir’de mükemmel bir atölye kurar, Fransa ve Almanya’ya talebe yollarlar. Ankara-Akköprü’de açılan tesis ise “bir sezon” (1938-1939) verimli çalışır, sonra “salla başını al maaşını” moduna girer, sadece görüntü yapar. Havayolları Devlet İşletme İdaresi (HDİİ) işe başladığında Ankara-Eskişehir arasında çalışan 5 küçük uçağa sahiptir ve toplam koltuk kapasitesi 30’a bile varmaz. Tayyare bu, araya tabure atarak yolcu adeti arttırılmaz ki, filoyu zenginleştirmek paraya bakar.
O zamanların gözde kuruluşu THK, tayyare piyangosundan hatırı sayılır dünyalık toplar. Ancak totocu ganyancı mantığı ile gelen paranın beti bereketi olmaz, ulaşıma hayırları dokunmaz. Çuvalla para kaldıran kurum kendini bir şeyler yapmaya mecbur hissedince tutar, Ankara Gazi Orman Çiftliği’nde bir Uçak Motoru Fabrikası kurar. Ancak tesis kapasitesinin altında çalışır ve gün gelir musluk, kuyu tulumbası gibi kel alaka işler yapmaya başlar.
Neyimiz Eksik Yine büyük bütçelerle yaptırılan Ankara Hava Tüneli uçağa hasret kalır, neden sonra Genelkurmay’a devredilir de depo olarak bir işe yarar. THK yöneticileri para toplamasını iyi bilir ama kullanmayı başaramazlar. İsraf ve yağma ayyuka çıkınca tesisleri Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na devretmek zorunda kalırlar. MKE’nin işi havacılık değildir, nitekim bu işten tez bıkar ve traktör imaline başlar. 1968 yılından itibaren tekstil makinelerine heveslenir, bilahare kapıya kilit vururlar. Hasılı THK Uçak Fabrikası, THK Uçak Motoru Fabrikası ve THK Ankara Hava Tüneli tesislerinden iş çıkmaz. Aynı tarihlerde yola koyulanlar Boeing’leri, Airbus’ları, yapar, bizimkiler ise “pırpır” uçururlar. Ancaaak... Ancak iki müessese vardır ki bunlar geleceğin Lockheed’i, Donald Dauglas’ı ya da General Dynamics’i olmaya adaydırlar.
Kayseri Kriterleri Bunlardan biri 1925 yılında hayata geçirilen Tayyare Otomobil ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ) olup, Alman Junkers firmasının halefi olarak kollarını sıvar. O yıllarda Almanlar havacılıkta bir numaradırlar, ancak I. Cihan Harbi’nden mağlup çıkınca uçak imali hakkından mahrum bırakılırlar (Versay Antlaşması). Onlar da mühendislerini Türkiye’ye yollar, bilgi ve birikimlerini bizimle paylaşırlar. Böylece sektörden kopmayacak, siperlenmek için iyi bir fırsat bulacaktırlar. Kayseri fabrikasında Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan her türlü uçağı (ve motoru) üretmek üzere işe başlar, Eskişehir’de de bir bakım tesisi kurarlar. Türk’ün acelesi yoktur, amcalarımız ağırdan alır, biten fabrikayı üç sene sonra (6 Ekim 1928) resmen açar ve çift motorlu Junkers A-20 bombardıman uçaklarının montajına başlarlar.
Hani parası olan konuşur derler ya, THK bu projeye de müdahil olmaya kalkar. Nedendir bilinmez gidip Almanların elindeki hisseleri de satın alır (3 Mayıs 1928). İyi de Almanlar çekilince proje aksar, güzelim teşebbüs ölü doğar. THK işin kolayını bulur, “derin devletçi” kesilir, tenkitlerden kolay yırtar. |
|
Devamını oku...
|
|
|