LADAKH

Ladakh

Reference: http://www.pakwatan.com/

LADAKH is a land of high passes on the borderland of India & Tibet. Ladakh is also known as ‘The Land of the Mystic Lamas’, ‘The Broken Moon land’, or ‘The Last Shangri-La’. It is also known as ‘Little Tibet’ because of the cultural & geographical similarities with Tibet.

At various times in the past Ladakh has been politically part of western Tibet and this influence is still prominent today throughout most of the region.

Ladakh comprises three main regions. The first is Leh & Upper Indus Valley. This is the cultural heartland of Ladakh where many monasteries and palaces reflect the deep Buddhist heritage of the region. Leh has been the center of Tibetan-Buddhist culture since ages. The Zanskar Valley is the second region. It’s a comparatively isolated valley to the south of Indus Valley and its high culture is also Buddhism. The third main region of Ladakh includes Kargil & Suru Valley, west of Leh down the Indus Valley. It supports an Islamic culture that can be traced back to the 15th century.

Devamını oku...
 
Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh


28 OCAK PERŞEMBE – YEŞİLEV’DE FİLM GÖSTERİMİ VE SÖYLEŞİ

Yeşilev - İstiklal Cad Balo Sok No 21/1 Beyoğlu 0 212 244 77 80

http://www.facebook.com/event.php?eid=262772307543
http://yesiller.org/ 

19:00 – 20:00 Film gösterimi : Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh

20:00 – 22:00 Söyleşi İsmail Yenigün (İmeceevi) : Endustriyalizme Karşı Kendine yeterli topluluklar, Komünler, Ekoköyler, Kırda ve Şehirde Alternatifler..

 Ladakh

19:00 – 20:00 Film gösterimi : Ladakh'tan Öğrenmek / Learning From Ladakh

Antik bir kültürden ekolojik çözümler öğrenmek mümkün müdür? Ladakh, ya da Küçük Tibet, batı Himalayalarda vahşi bir güzelliğe sahip bir çöl alanıdır. Kaynakları sınırlı, iklimi de serttir. Buna rağmen bin yılı aşkın süredir oldukça gelişmiş bir kültüre ev sahipliği yapmıştır. Tutumlu, birbirleriyle işbirliği halinde olan, yaşadıkları bölgeyi iyi tanıyan ve çevre koşullarını iyi bilen Ladaklılar sadece bu koşullarda yaşayabilmekle kalmamış, refah düzeylerini de ileriye taşımışlardır. Bunu "kalkınma" takip etti. Şimdilerde ise başkent Leh'te kirlilik, bölünmüşlük, enflasyon, işsizlik, hoşgörüsüzlük ve açgözlülük almış yürümüş. Yüzyıllardır süregelen ekolojik denge ve sosyal uyum modernleşmenin tehditi altında. Ladakh'ın kültürünün ve doğaya uyumlu yaklaşımlarının böylesine kırılma noktasına gelmiş olması, bizi "kalkınma" ile ne kastettiğimizi yeniden gözden geçirmeye zorluyor -ve bunu sadece dünyanın gelişmekte olan bölgeleri için değil, sanayileşmiş ülkeler için de yapmakta yarar var. Ladakh'ın öyküsü bize sadece çevresel, sosyal ve psikolojik problemlerin kökünde yatan nedenleri göstermekle kalmıyor, kendi geleceğimiz için çok değerli ipuçları veriyor.

Yapımcı: John Page, Yapım yılı: 1993, Süre: 60' Ülke: İngiltere, Dil: İngilizce, Türkçe altyazı 

Devamını oku...
 
İstanbul Markası ve Türkiye'nin Uluslararası Rekabet Gücü



TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası, Marmara Belediyeler Birliği'nde seminer verdi.


Bahadır KaleağasıKaleağası, "İstanbul Markası ve Türkiye'nin Uluslararası Rekabet Gücü" başlığıyla sunum yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İştiraklerinden Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan'ın da katıldığı etkinliğin açılış konuşmasını Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri ve Marmara Üniversitesi İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Recep Bozlağan yaptı.  Birlik çalışmaları hakkında detaylı bilgilendirme yapan Doç. Dr. Bozlağan, konuşmasının sonunda, “Napolyon’un biz sözü var: Dünya bir tek ülke olsaydı, Başkentini İstanbul yapardım. Napolyon’un bu sözü bizlere çok şey düşündürmeli. Ne kadar özel ve nadide bir şehirde yaşadığımızı bilelim ve şehrimize sahip çıkmayı görev edinelim” dedi.

Devamını oku...
 
YOK OLAN ŞEHİRLER

Haber, geçenlerde Radikal gazetesindeydi. Başlık şöyleydi: "Eski Mısır kadar gelişmiş bir uygarlıktı, 3600 yıl önce yok oldular". Bundan sonra Güney Amerika'nın en eski uygarlığının merkezi olan Caral-Supe medeniyetinin kaderi anlatılıyordu. Caral-Supe, 5000 yıl öncesine aitti, Eski Mısır'la yaşıttı. Bu hesaba göre dünyanın ilk küçülen kenti mi oluyor acaba? Aynı 1950 yılından beri Amerika'nın Detroit kentinin yarı yarıya küçülmüş olduğu gibi. Hiç düşündünüz mü? Koca koca şehirleri neden öyle bırakıp gidiverirler? Mesele galiba iklim değişikliği ile yakından alakalı. Müsaadenizle bugün önce hızla bir Teotihuacan kentinin akıbetine bakalım. Sonra da konuyu iklim değişikliği ve çevreye bir bağlayalım.
 
Teotihuacan
 
Ben, Caral-Supe'yi görmedim. Ama bakınız bundan birkaç yıl önce Mexico City yakınlarındaki Teotihuacan'ı ziyaret ettim. Şimdi birilerinin "Yahu, Efes var ya, burnumuzun dibinde kardeşim" dediğini duyar gibiyim. Efes HarabeleriAma hayat işte böyledir. Mesela Ankara'da burnunuzun dibindeki "Anadolu Medeniyetleri Müzesi"ne gitmek aklınıza gelmez ama Washington'da bir Smithsonian Enstitüsünün Doğal Tarih Müzesi'ni mutlaka gezmiş olursunuz. Birincisi insan burada değil de oradayken daha boş zaman bulur. İkincisi, mutlaka bir yağmur yağar, turistlerin en iyi sığınağı müzelerdir. En azından bu turistin müze bilgisi çevre koşulları ile yakından alakalıdır. Güneşli, ılıman bir havada öldür Allah bir müze filan ziyaret etmez. Neyse lafı uzatmayalım, konumuza dönelim.
Devamını oku...
 
Milli Saraylar Daire Başkanlığına bağlı saray, köşk ve kasırlar

 

Dolmabahçe Sarayı
Dolmabahçe Sarayı
1843 - 1856
Aynalıkavak Kasrı
Aynalıkavak Kasrı
1705 - 1730
Beylerbeyi Sarayı
Beylerbeyi Sarayı
1861 - 1865
Ihlamur Kasrı
Ihlamur Kasrı
1849 - 1855
Küçüksu Kasrı
Küçüksu Kasrı
1839 - 1861
Maslak Kasrı
Maslak Kasrı
1861 - 1876
Yalova Köşkü
Yalova Atatürk Köşkleri
1929 - 1929
Yıldız Sarayı
Yıldız Şale
1880 - 1898
Florya Köşkü
Florya Atatürk Köşkü
1935 - 1935
Depo Müze
Depo Müze
07.07.2006
 
Batı uygarlığı modern şehirciliğin en güzel örneklerini verirken tarihî mirasına da sahip çıkarak korumuştur

Belediye GezisiBelediye Başkanı İsmail Ok, batı uygarlığının, modern şehircilik anlayışının en güzel örneklerini verdiğini, bunun yanısıra tarihî mirasa da sahip çıkarak koruduğunu söyledi. 

Türkiye Belediyeler Birliği tarafından, belediye başkanlarına yönelik belediyecilik uygulamalarının yerinde görülmesi amacıyla İspanya`ya düzenlenen altı günlük teknik bir  geziye katılan Başkan Ok, yurda dönüşünde yaptığı açıklamada, batıda şehirciliğin makro ölçeklerde ciddi planlamalar yapılarak, büyük bir düzen içerisinde gerçekleştirildiğine şahit olduklarını ifade etti. 

Başkan Ok, aralarında Artvin, Kahramanmaraş, Malatya, Ordu, Osmaniye ve Tokat`ın da bulunduğu 23 ilin merkez ve bunlara bağlı bazı ilçe belediye başkanlarının katıldığı gezinin, bazı uygulamaları yerinde görmek ve belediyecilik ufkunu ve anlayışını genişletmek ve geliştirmek adına çok yararlı geçtiğine inandığını belirtti. 

Devamını oku...
 
İzlanda'da Türk Mimarlara Büyük Ödül

 

İzlanda'nın Reykjavik Şehrinde Açılan Uluslararası Kentsel Tasarım Yarışmasında Erdem Mimarlar'a Büyük Ödül

Reykjavik Eski Liman ve komşu Örfirisey’i içeren yaklaşık 80 hektarlık kentsel çekirdek alan için stratejik çözümler beklenen yarışmanın, yabancılara açık olan B Kategorisinde Erdem Mimarlar adına Sunay Erdem ve Günay Erdem’den oluşan ekip birincilik ödülüne layık görüldü. Bu kategoride üç projeye daha eşdeğer büyük ödül verildi. Uluslararası jüri dünyanın değişik ülkelerinden gelen toplam 51 projeyi, İzlanda’da mimarlık yapmaya yetkili mimarlara açık olan A kategorisi ve yabancılara açık olan B Kategorisi olmak üzere iki kategoride değerlendirdi.
 

İzlanda'dan Mimarlık Ödülü

Yarışma, Reykjavik Eski Liman’ı ve onun yakın çevresinin yeniden tasarlanmasını kapsamaktaydı. Erdem Mimarlar’ın projesinde tarihî kent merkezi, eski liman ve şehrin yeşil sistemleri ile ilgili geliştirdikleri öneriler övgüye değer bulundu. Projede şehre önerilen 240 m uzunluğunda, 50 m genişliğinde, aysberg görünümündeki yeni “landmark” yapısı “Sıcak Buz Cenneti”, jüri tarafından ufuk açıcı ve hayal gücünü genişleten bir öneri olarak değerlendirildi. İzlanda’nın kendine has mimari yapısı, doğası ve ekolojisi referans alınarak geliştirilen proje, ülkenin soğuk iklimini ve sıcak ruhunu bir arada barındırmayı hedefliyordu.

Bilgi için:
www.erdemarchitects.com

 
Köyüm Köyüm Güneyköy’üm

Yalova Güneyköy

Güneyköy halkı, inanılmaz bir doğa güzelliği içinde,
Dağıstan geleneklerini sürdüren, evlerinde Acarca konuşan
dağların heybetini kişiliklerinde yansıtan bir halktır. 


Köyüm Köyüm
Güneyköy’üm
“bir yere ait olmak ne güzel”


Yalova’dan Bursa’ya doğru yola çıktığınızda tam 15’inci kilometrede sağ tarafınızda bir petrol istasyonu, sol tarafınızda eskiden jandarma karakolu şimdi karayolları bakımevi olan bir bina göreceksiniz. İstasyonun hemen yanında bir yol ve bu yolun başında bir levha vardır. Üzerinde “Güneyköy 3 km” diye yazar. Yolu asfalt. Yol boyunca göreceğiniz ağaçlarda yeşilin yüzlerce rengi ilkbahar-yaz aylarında içinizi yaşama sevinci ile doldurur. Yolun sonunda geniş bir meydana, tam yüzyıllık bir çınar ağacının altındaki köy kahvesi ve köy konağının önüne geleceksiniz. Burası Türkiye’nin en ilginç köylerinden biri olan Güneyköy’dür.

Güneyköy bir Dağıstan köyüdür. 1877-78 yıllarında çarlarına karşı bağımsızlık savaşı başlatanların yenilgisi üzerine Sibirya’ya sürülen önderlerinden Şeyh Muhammed Medenî’nin 1890’da Dağıstan üzerinden İstanbul’a gelmesi üzerine Dağıstan göçmenleri Şeyh Medenî’yi izlemiş ve İstanbul’a göç etmeye başlamışlardır. Dağıstan’daki anayurtlarına çok benzeyen dağlar ve ormanlar arasındaki Orhangazi yakınlarındaki bir bölgede 1896 yılında Almali adı ile köylerini kurmuşlardır.

1909-1918 yılları arasında Sultan Reşat’ın köyle çok ilgilenmesi, bağışlar yapması üzerine köyün adı Reşadiye olarak değiştirilmiştir. 1912 Balkan Savaşı’na, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na, Kurtuluş Savaşı’na köy ciddi sayılarda asker göndermiş ve bunların çoğu geri dönmemiştir. Çete savaşlarına ve Kuvay-i Milliye’ye katılan ve çok şehit veren köy 6 Şubat 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve yakılmıştır. Mustafa Kemal ilk Millet Meclisi Vekilleri Heyeti’nin başkanı sıfatı ile Şeyh Şerafettin önderliğindeki Reşadiye köyü halkına Kurtuluş Savaşı’na katkılarından dolayı Bolu-Geyve arasındaki bölgede iskanına dair bir kararname imzalatmıştır. 

Devamını oku...
 
Türk Ahşap Mimarlığının Şaheseri, Göceli (Mezarlık) Camii


Bu camide tek bir çivi yok


Tam 800 yıllık bir geçmişi var. İşte Türk Ahşap mimarlığının şaheseri, Dünya Kültür Mirası camii...


Göceli (Mezarlık) CamiiSamsun Çarşamba'da bulunan Göceli diğer bir adıyla Mezarlık Camii 8 asrı aşkın süredir ayakta. Selçuklular döneminde inşa edildiği tahmin edilen, sırf ahşaptan yapılmış bu camii yüzyıllar boyunca çürümedi ve hâlâ ibadete açık.

Nasıl oluyor da bu kadar uzun süre, yıpranmadan ayakta kalabiliyor? Bunun nedenini Tüm Mühendisler ve Mimarlar Birliği Platformu Genel Başkanı Mimar Remzi Kozal şöyle açıklıyor: "Ahşabın uzun süre dayanabilmesi için kestane ağaçlarının kesim zamanı, kurutulması ve işlenmesi çok önemli. Bu bina, dönemi itibari ile bir mimari şaheser olmasının yanı sıra, kültür ve turizm açısından da bir Dünya Kültür Mirası olarak önem taşıyor."

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Akdeniz ise bu çalışma ile yeni bir çığır açılacağı görüşünde. "Üniversitelerimizde mimarlık tarihi derslerinde en eski 450 yıllık ahşap binalar anlatılırken, bu çalışma ile birlikte yeni bir çığır açılacak ve artık 800 yıllık ahşap binalar anlatılmaya başlanacak."

Göceli (Mezarlık) CamiiHasbahçe Göceli Mezarlığı içerisinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde bulunan camii; ilçenin mezarlığı olarak kullanılan alanın ortasında yer alması nedeniyle, halk arasında "Mezarlık Camii" olarak da biliniyor.

"Göceli" kelimesi aslında "göç eli"nden geliyor. Yani bu dünyadan göç edenlerin (ölenlerin) bulunduğu, ahiret hayatını sürdürdüğü yer anlamında kullanılıyor. Camii, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nun 16 Mayıs 1986 tarih ve 2289 sayılı kararıyla, korunması gerekli Taşınmaz Kültür varlığı olarak tescil edildi.

TEK BİR ÇİVİ BİLE KULLANILMAMIŞ!

Yapının teknik ve mimari özelliklerine bakıldığında işte bu detaylar göze çarpıyor:

- Yapı tamamen ahşaptan ve metal çivi kullanılmadan yapılmış.
- Tek katlı ve dikdörtgen planlı.
- 392 metrekarelik alanı kapsayan caminin dış duvarları 10 cm kalınlığında, 50-60-70 cm eninde ve 10-15 metre uzunluğundaki kestane ağaçlarından kalaslarla örülmüş.
- Kalaslar, birbirine giydirme usulü ile monte edilmiş, köşelerde geçme tekniği ile bağlanmış.
- Tavanı motiflerle süslü caminin giriş saçağında hilal şeklinde; giriş kapısının üstünde ise yay şeklinde bir görünüm mevcut.
- Caminin kapısından içeriye girince, birinci direkte yukarıyı gösteren ok işaretlerine rastlanıyor. Bu işaretler; yükselmeyi ve geleceğe güvenle bakmayı anlatıyor.
- Kıble yönünde mihrabın sağında ve solunda ise kıble yönünde, 3'er tane ışık penceresi var.
- Mihrabın üzerinde hilal ve onun üzerinden de 11 tane ışık saçan yıldız mevcut.
- Caminin bir özelliği de, yapının taşınabilir oluşudur.


ÜNLÜ PROFESÖR KEŞFETTİ

Mimar Kozal, caminin yapılış tarihi ile çeşitli görüşlerin olduğunu söylüyor: "Samsun Müze Müdürü Mustafa Akkaya, Uluslararası Kazı Sonuçları Sempozyumu nedeniyle 1990 yılında Ankara'ya gelen Newyork Cornell Üniversitesi Dendrokronoloji Uzmanı Prof. Peter lan Koniholm'a camiyi tanıttı. Özellikleri bir hayli dikkatini çeken Koniholm, sempozyumdan hemen sonra asistanları ile birlikte Samsun'a geldi ve Göceli Camii'nde gerekli incelemelerde bulundu. Yapılan değerlendirmelerde; camiinin 1206 yılında yapıldığı; giriş kısmındaki revakın 1335 yılında ilave edildiği tespit edildi.

Ayrıca caminin restorasyonu sırasında ise taşıyıcılardan birisinde Arapça harflerle 592 (Miladi 1195) tarihine rastlandı."

Göceli Camii hakkında bir başka rivayet ise Karadeniz'den donanması ile bölgeye gelen ve buraya yerleşen bir hükümdarın bu camiiyi yaptırmış olması... Ancak hükümdarın ismi bilinmiyor. (Ntv)

 
YAŞAYAN MEKANLAR YARATMA KILAVUZU / PATTERN LANGUAGE

 

Christopher Alexander, Sara Ishikawa, Murray Silverstain with Max Jacobson, Ingrid Fiksdahl-King, Shlomo Angel

Center for Environmental Structure, Berkeley, California
Oxford University Press, 1977

Çeviri: Evren

"İnsanın ifade edilmeyen sırrı şudur: varlığının çevresindekiler tarafından onaylanmasını ve kendisine çevresindekileri onaylama fırsatı verilmesini ister, ve… sadece aile içinde ve toplumsal örgütlenmeler içinde değil komşuluk ilişkilerinde de, belki evinden dışarı çıkarken veya penceresinden bakarken karşılaştığı komşularıyla selamlaşmak ve bu selama eşlik eden iyi niyet dolu bir bakış; merak, güvensizlik ve alışkanlığa yer vermeyen karşılıklı sempati dolu bir bakış: karşısındakine varlığının onaylandığını söyler. İşte bu insandır."

ŞABLON 37- EV KÜMELERİ

Ecovillagesİnsanlar, eğer çevrelerinde kümelenmiş bir grup ev ve bu evlerin arasında kalan ortaklaşa sahiplendikleri kamusal alanlar yoksa kendilerini evlerinde rahat hissetmezler.

Evler cadde üzerinde sıralandığında ve sokaklar belediye tarafından sahiplenildiğinde, evlerin hemen dışındaki alanın o evlerde yaşayan aile ve bireylerin ihtiyaçlarını yansıtması mümkün olmaz. Eğer insanların, çevrelerinin düzenlenmesi konusunda söz söyleme ve karar alma hakkı olursa, bu alanlar, zaman içinde, orada yaşayanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde biçimlenirler.

Kılavuzumuzun bu maddesi arazi kümelerinin ve evimizin hemen yakınındaki diğer evlerin özel bir önemi olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Mahalledeki alan kullanımının derece derece farklılaşmasının kaynağı ve komşuluk ilişkilerinin odağı budur.

Herbert Gans, The Levittowners ( New York: Pantheon, 1967), adlı kitabında bu konu üzerine sağlam kanıtlar toplamıştır. Gans tipik bir yerleşim alanında insanların birbirini ziyaret etme alışkanlıklarını araştırdı. Konuştuğu 149 kişinin hepsi de düzenli olarak komşularıyla görüşen insanlardı. İlginç olan bulgu, bu ziyaretlerin geometrik şekliydi.


Tipik yerleşimlerde her ev
kendi kümesinin merkezindedir.


Yukarıdaki şekle bakın, bunun gibi bir tane neredeyse her ev için yapılabilir. Siyah taralı evin her iki yanında birer ev, sokağın karşısında bir ya da iki ev ve bir tane de hemen arkada bahçe çitinin ötesinde bir ev var.

Deneklerin yaptığı komşu ziyaretlerinin %93’ü bu bölgede kalıyordu.

En çok kimi ziyaret ettikleri sorulduğunda %91’i bunun sokağın hemen karşısındaki komşu ya da yan komşu olduğunu söylemişlerdir.

Bu bulgunun güzelliği mekansal kümelenmenin, insanları komşuluk ilişkileri içinde bir araya getirmekteki gücünü göstermesidir. En bariz ve geleneksel küme – yandaki ve sokağın karşısındaki evler- bile kabaca bir daire çizerler ve en çok ilişki burada kurulur. Eğer bu şekle bahçe ve çitlerle ayrılmış olmasına rağmen, arkadaki evi de eklersek Levittown’daki bütün ziyaretleri kapsamış oluruz.

Şu sonuca varıyoruz ki: blok yerleşiminin ve mahalle planının buna elvermediği, hatta kümelenmeyi engellemek ve görünmez kılmak için elinden geleni yaptığı durumlarda bile, insanlar mekansal kümelenmenin kanunlarına göre davranıyorlar.

Gans’ın verileri sezgilerimizi doğrulamaktadır: insanlar mekansal bir kümenin parçası olmak isterler, kümenin parçası olan insanlar arasında ilişki kurulması elzem bir fonksiyondur. Bu ihtiyaç, insanlar bir arabaya sahip olup tüm şehre dağılmış arkadaşlarını görmeye gidebilseler bile, geçerlidir.

Peki kümenin büyüklüğü ne olmalıdır? Gans’ın araştırmalarında her ev 5 veya 6 adet evden oluşan bir kümenin merkezindedir. Bu elbette ki kümedeki ev sayısı için bir limit belirlememiz için yetmez çünkü Levittown’daki yerleşim planları fazla sınırlayıcıdır. Tecrübelerimize göre, evlerin yerleşimi bir kümelenme desenine göre ayarlandığında, gruptaki uyum ve uyumsuzluklar arasında kurulan denge kaç evin bir arada olabileceğini kendiliğinden ortaya koymaktadır.

Kümeler 8 veya 12 evden oluştuğunda şablon en iyi şekilde işlemektedir. Her aileden bir temsilcinin katıldığı toplantılarda – ki bu sayı bir masa etrafında toplanıp, yüz yüze konuşabilecek, birbiriyle direk iletişim kurabilecek insan sayısıdır- grubun ortak kullandığı ve sahip olduğu alanlar için en doğru kararlar alınabilir. 8- 10 kişi rahatlıkla bir mutfak masasının etrafında toplanabilir, birbirleriyle iletişimi kaybetmemek için özel bir çaba sarf etmelerine gerek kalmadan sokaklardaki ve bahçelerdeki yeni haberleri konuşabilir. Kümeyi oluşturan ev sayısı 10 veya 12’yi geçtiğinde bu denge bozulur. Biz bu nedenle kümedeki ev sayısının limitini 12 olarak belirledik. Elbette daha az ev de olabilir, 6 veya 8 evden oluşan kümeler hatta, 3, 4 veya 5 evlik kümeler de mükemmel işleyebilir.

Şimdi diyelim ki, bir grup komşu veya bir semt, mahalle örgütü veya bir plancı, bu şablonu kullanarak bir ev kümesi yaratmaya çalışıyor, dikkat edilmesi gereken önemli konular nelerdir?

İlk olarak ev kümesinin geometrisi gelir. Yeni bir mahalle kurarken, evlerin ortak bir alanın etrafında veya kenarında konumlandığı, köşelere doğru giderek zayıflayan bir küme merkezi, (çekirdeği) olan, pek çok farklı şekilde küme üretmek mümkündür.


12 evden oluşan bir küme

Genellikle tek başına dikilen evlerden oluşan, hali hazırda inşa edilmiş mahallelerde ise, bölgeleri birbirinden koparan katı yapı kuralları esnetilip, insanların varolan sistemi yavaş yavaş birbirine örülü kümelere dönüştürmesine izin verilerek bu şablon zaman içinde kullanıma girebilir. Bu konuda kılavuzumuzun ‘ Ortak Alan (67)’ ve ‘ Aile (75)’ isimli maddelerini de okumanız tavsiye edilir. Bu şablonu ‘ Sıra Evler (38)’ ve ‘Ev Tepeleri (39)’’ inde bile uygulamak mümkündür. Bu durumda sıra evlerin yerleşimindeki ince ayarlar ve apartman bloklarının bir araya geliş şekli kümeyi yaratır.
Devamını oku...
 
MAKET ŞEHİR


12 MİLYON DOLARINIZ VE 10 SENENİZ VARSA SİZ DE YAPIN !!!

İnanılmaz bir sanat eseri!



Almanya'nın Hamburg kentinde yaşayan iki kardeş, başbaşa verip dünyanın en uzun maket demiryolunu kurdu.


Yaklaşık 12 milyon dolara mal olan setin içerisinde, 700 trenin yol aldığı sekiz kilometrelik demir yolu bulunuyor. Maketin kapladığı alan ise bin 150 metrekare...


Alman Frederik ve Gerrit Braun kardeşler "Minyatür harikalar diyarı" adını verdikleri bu proje üzerinde çalışmaya 2000 yılında başlamışlar.


Şu anda model tren projesinin içinde 700 tren, 10 bin vagon, 900 sinyal lambası, 2 bin 800 bina, 160 bin insan, hayvan ve bitki maketi yer alıyor.


Maket o kadar büyük ki, ziyaretçilere gezilerinde rehberlik etmeleri için 160 kişi işe alınmış.


2014 senesinde tamamen bitirildiğinde set 1.8 kilometrekare yer kaplayacak ve 15 kilometrelik yola sahip olacak.

 

 

 

 

 




 


 


 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 





 
Hicaz Demiryolu


Osmanlı Devleti, modern teknolojinin ülkeye adaptasyonu konusunda oldukça duyarlı davranmıştır. Mesela, telgraf gibi iletişim teknolojisinin, batıda kullanılmaya başlanmasından kısa bir süre sonra Osmanlı ülkesine intikal ettirildiği görülür. Telgraf 1832’de batıda, 1853 yılında Osmanlı’da kullanılmaya başlar. Osmanlı Devleti’nde demiryolu inşasına dair ilk teklifler de, demiryollarının batıda kullanılmaya başlanmasının hemen akabine rastlar. İlk olarak, İngiliz subay Francis Chesney’in 1830’lu yıllardaki Akdeniz’i Basra körfezine kısmen demir yolu kısmen nehir yolu ile bağlama projesi gelir.

Demiryollarının Osmanlı ülkesinde inşaası fikri, Osmanlı ve batı ülkeleri açısından farklı kaygılar üzerine bina ediliyordu. Demiryolları Osmanlı açısından, devletin nüfuzunun ülkenin en ücra köşesine ulaştırılması, ülke güvenliğinin sağlanmasında önemli rol üstlenmesi, ülke kalkınmasına katkıda bulunması, yeni toprakların üretime açılması ve ürün çeşidinin artması, ülkede pazar bütünleşmesini ve daha etkin vergi tahsilini mümkün kılması noktasında önem arzediyordu. Batı ülkeleri içerisinde özellikle İngiltere açısından bakıldığında, sanayi inkılabını önde gerçekleştiren İngiltere’nin ürünlerine kıta Avrupası ülkelerinin giriş yasağı koyması üzerine, İngiltere başka pazarlara yönelme durumunda kalmış, demiryolu sayesinde İngiltere hem kendi ürünlerine yeni pazarlar bulmuş olacak, hem de buraların hammadde kaynaklarından azami ölçüde faydalanması mümkün olacaktı. Diğer batı ülkeleri açısından da benzer kaygılar taşınıyordu.

Devamını oku...
 
Hicaz Demiryolu

 

  Hicaz Garı    Hicaz Demiryolu, II. Abdülhamit tarafından 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa ettirilen, Osmanlı İmparatorluğu'nun İstanbul'dan başlayan demiryollarının bir bölümüdür. Demiryolunun teknik işlerinin başında Alman mühendis Meissner bulunuyordu.

Hicaz Demiryolu özellikle İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek için yapılmıştır. Bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımının kolaylaşması, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesi ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek öncelikli hedeflerdir. Ancak Alman mühendislerin çalışması özellikle Almanya'nın Berlin şehrinde başlayıp İstanbul üzerinden geçerek Hicaz bölgesine ulaşımı kolaylaştırması istekleri üzerinedir. O dönemde Mısır İngilizlerin işgali altındadır ve Süveyş kanalı kontrolleri altındadır. Almanların ileride İngilizlerle Mısır'da doğrudan Osmanlı topraklarında üzerinde açmayı planladıkları bir cephe için en kısa yol bu demiryoluyla olacaktır.

Demiryolunun inşası 1900 yılında başlamıştır, yapımında çoğunlukla Türkler ve bölge işçileri çalışmış, ama bunun yanında Almanların teknik tavsiyeleri ve destekleri de alınmıştır, bir çok Alman mühendis de yapımda görev almıştır. Aynı yıllarda yapılan bir diğer demiryolu da Berlin-Bağdat demiryoludur.

Yapımından sonra ise sıkıntı yaşanmıştır. Özellikle soygunculukla ve Hacı kafilelerini yağmalamakla geçinen Arap kabileleri bu sefer demiryolunu hedef almış, bölgedeki halk ise çokça traversleri söküp kendi işlerinde kullanma girişiminde bulunmuştur.

Demiryolu, asıl hedefteki ulaşım noktası olan Mekke'ye kadar uzatılamamıştır. Hicaz Demiryolu hedefine varamamıştır.

 
   Hicaz Demiryolu

 

 
TARİHİ HİCAZ DEMİRYOLU CANLANIYOR


İstanbul'dan Mekke'ye 24 SAATTE GİDİLECEK
 
Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Aka, 'Proje tamamlandığında İstanbul'dan yola çıkan tren, 24 saatte Mekke'de olacak' dedi. Tarihî Hicaz demiryolunu yeniden canlandırma çalışmalarına hız verildi.

Türk Amerikan İşadamları Derneği'nin düzenlediği iftar yemeğine katılan Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Suat Hayri Aka, Hicaz Demiryolu Projesi hakkında basın mensuplarına bilgi verdi. Osmanlı topraklarında gerçekleştirilen ilk demiryolunun, İngilizler tarafından 1856 yılında işletmeye açılan İskenderiye-Kahire demiryolu olduğunu ifade eden Aka, demiryolunun I. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında tahrip edildiğini, 1918 yılında ise Medine bağlantısının tamamen kesildiğini söyledi. Hicaz demiryolunun yeniden hayata geçirilmesi için Türkiye, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın, bu hattın yapılmasına müştereken karar vermesi gerektiğinin altını çizdiğine dikkat çeken Aka, TCDD'nin bu anlamda gerekli girişimleri sürdürdüğünü belirtti.

Aka, "Bu önemli projeye hayat vermek için demiryolunun geçtiği diğer ülkelerin de taşın altına ellerini koyması gerekiyor. Bu projenin tamamlanması diğer ülkelerin katkısı olmadan mümkün değil. Projeye, Türkiye olarak hızlı tren istasyonlarıyla başlamış durumdayız. Suriye ve Ürdün, çalışmalara 2010'da başlayacak. Suudi Arabistan'da ise çalışmalar 2012 yılında tamamlanmış olacak. Proje tamamlandığında İstanbul'dan yola çıkan bir tren, 24 saatte Mekke'de olacak." ifadelerini kullandı.

Hicaz Demiryolu - Ürdün

EMSALSİZ TE­VA­ZU

Ür­dün’de Os­man­lı­lar­dan kal­ma t­ren ray­la­rı... Ü­ze­rin­de şöy­le ya­zı­yor: "Hâzâ min hayrâ­ti emî­ri’l-­mü’minîn Sul­tan Ab­dül­hamîd Hân Gâzî az­ze­hu ve na­sa­ra­hu (Bu, mü­min­le­rin e­mi­ri Gâ­zi Sul­tan Ab­dül­hamîd Ha­nın hay­ra­tın­dan­dır. Al­lah o­nu a­ziz ve o­na yar­dım ey­le­sin)". Ha­li­fe, ken­di is­mi­nin ha­cı­la­rın bin­di­ği t­re­nin a­yak­la­rı al­tın­da kal­ma­sı­nı ar­zu e­de­rek, em­sal­siz bir te­va­zu nu­mu­ne­si gös­ter­miş­tir.

 
KUDEB Yönetmeliği

Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları İle Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik

(Bu mevzuat sayfaları Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından derlenmekte ve güncellenmektedir.)

Resmi Gazete Tarihi: 11.06.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25842

 BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

                Amaç

                Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve  Bakanlıkça izin verilen belediyeler bünyesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili işlemleri ve uygulamaları yürütmek, denetimlerini yapmak üzere kurulan koruma, uygulama ve denetim büroları ile il özel idareleri bünyesinde kurulan proje bürolarının ve eğitim birimlerinin kuruluş, çalışma, usul ve esasları ile Vakıflar Genel Müdürlüğü idaresindeki taşınmaz kültür varlıklarının tadilat ve tamiratlarına ilişkin esasları düzenlemektir.

                Kapsam

                Madde 2 — Bu Yönetmelik, koruma, uygulama ve denetim büroları ile proje büroları ve eğitim birimlerinin kuruluş, izin, çalışma, usul ve esasları ile Vakıflar Genel Müdürlüğü idaresindeki taşınmaz kültür varlıklarının tadilat ve tamiratlarına ilişkin esasları kapsar.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 10