Ülkede bir ilk: Kültür Çalıştayı
Pazartesi, 19 Ekim 2009 13:07


Türkiye’nin en nitelikli konser salonundan sonra, uluslararası standartlarda bir opera binası için düğmeye basan Büyükşehir Belediyesi şimdi de Kültür Çalıştayı kuruyor.


 

Ülkede bir ilk: Kültür Çalıştayı
 
İZMİR - Türkiye’de ilk kez bir kent, kültür stratejisi ve politikalarının oluşturulmasına yönelik gerçekçi hedeflerin belirlenmesi ve bu hedefler doğrultusunda katılımcı bir kültürel planlama modelini hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Son dönemde kültür ve sanata yönelik yeni alt yapı yatırımlarıyla dikkat çeken İzmir’de, hazırlıkları Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen “Kültür Çalıştayı” ile kenti “kültür, sanat ve tasarım metropolü” haline getirmeyi amaçlayan kültürel seferberlik projesinin ilk adımı atılıyor.

24 Ekim 2009 Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan İzmir Kültür Çalıştayı, mimarlardan heykeltıraş ve gazetecilere, tiyatroculardan müzisyen ve yazarlara, yönetmenlerden akademisyenlere kadar kendi alanlarında Türkiye’nin etkin isimlerini buluşturacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kentteki kültürel etkinliklere evsahipliği yapan önemli bir mekan haline getirilen Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilecek Çalıştay’da, öncelikle İzmir’in Türkiye’de, Ege’de ve Akdeniz coğrafyasında kültür ve sanat alanındaki mevcut durum ve konumu belirlenecek. İzmirlilerin kültür ve sanat alanındaki ihtiyaç ve önceliklerinin de ele alınacağı Çalıştay’da, İzmir’in Akdeniz’in diğer kültür merkezleri Barselona, Marsilya, Venedik, Roma, Atina, İskenderiye ve Beyrut gibi kentlerle işbirliği kurması ve ortak kültür ve sanat projeleri oluşturulması yolunda uluslararası adımlar atılması konuları da masaya yatırılacak.

İzmir’in vizyonu konusunda “tarihi bir dönemeç” olarak nitelendirilen bu çalışmaların en önemli bölümünü ise kentin kültür ve sanat altyapısı ve etkinlikleri bakımından zenginleştirilmesi ile kültürel üretimin gelişiminin özendirilmesi ve desteklenmesi amacıyla atılacak adımlar oluşturacak. 
10:00 – 18:00 saatleri arasında devam edecek olan İzmir Kültür Çalıştayı’nda, “kültür endüstrileri”, “kentsel tasarım”, “sanatlar,” “kültürel miras” ve “kültür politikaları” başlıklarında beş farklı grupta çalışmalar yapılacak. Gruplar, eşzamanlı olarak atölye çalışmaları gerçekleştirecek ve önerilerini birer sunum haline getirerek çalıştayın sonunda düzenlenecek olan panelde dile getirecekler. Ayrıca sunumlar, ayrıntılı olarak yazılı bir sonuç bildirgesi şeklinde kamuoyuna duyurulacak.



Yerel yönetimlerde bir ilk
Prof. Dr. İlhan Tekeli ile Yrd. Doç. Dr. Serhan Ada’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek çalıştayın evsahipliğini üstlenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu,  çalışmalarını, kentin tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma ve kent merkezini kültür turizmine uygun olarak yeniden işlevlendirme konusunda yoğunlaştırdıklarını ve böylelikle İzmir’in,  Türkiye’de ve Akdeniz’de yeni bir kültür-sanat destinasyonu olarak imaj ve konumunu güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.

İzmir Kültür Çalıştay’ı sayesinde, katılımcı bir yaklaşımla kentlileri de bu sürece dahil edeceklerini ve yerel kültür politikaları alanında yapılacak çalışmalara zemin oluşturacaklarını kaydeden Başkan Kocaoğlu şöyle devam etti: “İzmir Kültür Çalıştayı, bu hedeflerimiz doğrultusunda, kentimizde katılımcı bir kültürel planlama modelini hayata geçirmek amacıyla yola çıkmıştır. Sanıyorum böylesine bir çalışma, yerel yönetimlerde ilk kez oluyor. Bu çalıştayın devamının getirilmesini, uzun vadeli çalışmalar ve katılımlı bir yöntemle İzmir’in kültürel kalkınmasının temellerinin atılmasını amaçlıyoruz.  Buna, İzmir’i bir ‘kültür, sanat ve tasarım metropolü’ haline getirmeyi amaçlayan kültürel seferberlik projemizin ilk önemli adımı da diyebiliriz.”
 
İzmir’de son dönem kültür yatırımları
İzmir Büyükşehir Belediyesi, özellikle son bir yıl içinde kültür-sanat yatırımları konusunda önemli adımlar attı. Bu adımlar içinde en önemlisi, hiç kuşkusuz Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) oldu. Sadece konser salonları ile değil, özel olarak projelendirilen dünya standartlarındaki ses, ışık ve havalandırma sistemi ile de dikkat çeken merkezin 1153 kişi kapasiteli büyük salonu, Türkiye’nin “en nitelikli konser salonu” olarak biliniyor. Asansörlü orkestra çukuru salona çok amaçlı bir kullanım sunarken, koltukların ayaklarından gelecek şekilde tasarlanan zeminden havalandırma sistemi, salondaki müzik kalitesini etkileyebilecek en küçük bir gürültünün bile önüne geçiyor.
 

 
Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin konser salonu, özel akustik özelliklerine de sahip olacak. Salonun akustik projesi, dünyaca ünlü Sydney Opera Binası (Avustralya), Londra’daki Kraliyet Opera Binası (İngiltere) gibi dünyada üst düzey birçok projeye imza atan İngiliz ARUP firması tarafından yapıldı. Herhangi bir yapay güçlendirici olmadan verilecek konserlere göre ayarlanmış duvar akustik panelleri, hoparlörlerin kullanıldığı etkinliklerde duvar boyunca uzanan bir perde ile kapatılıp ses düzeyi kontrol altında tutulabiliyor.
 
İzmir’de Büyükşehir Belediyesi’nin kültür-sanat alanında diğer büyük prestij yatırımı ise Karşıyaka’daki opera binası olacak. Toplam 25 bin metrekarelik alan üzerinde kurulması planlanan İzmir opera binasında, 1200 kişilik  opera ve bale salonu ile 400 kişilik ikinci bir salon bulunacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ile Avrupa standartlarında bir konser salonuna sahip olan İzmir, Büyükşehir Belediyesi’nin bu yeni projesi ile uluslararası nitelikte bir opera salonuna kavuşacak.

1800’lü yılların sonunda Alsancak’ta kurulan Tarihi Havagazı Fabrikası’nı restore eden İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu mekanı da 2008 yılının son ayından itibaren kültürel ve sosyal etkinliklerin yapıldığı bir Gençlik Merkezi haline getirmişti.

http://www.egedesonsoz.com/default.asp?sayfa=haberdetay&part=yerel-yonetimler&hID=65350&haber=ulkede-bir-ilk:-kultur-calistayi

 

 


Ünlü Minyatür Sanatçısı Hatemi: "Ortadoğu Hala Osmanlı'ya Hayran"


Dünyaca ünlü minyatür sanatçısı Haydar Hatemi, Ortadoğu ülkelerinin hâlâ Osmanlıya hayran olduğunu söyledi. 12 yıldır Katar Kraliyet ailesi için farklı eserler üreten sanatçı, Katar'daki kraliyet sarayı ve kongre binasının duvarlarında Osmanlıyı anlatan resimlerle dolu olduğunu belirtti.
 

Haydar Hatemi

 

1997 yılından bu yana ABD'de yaşayan Hatemi, Virginia eyaletinde önümüzdeki günlerde açacağı İstanbul&İstanbul sergisi ile sanatseverlerle yeniden bir araya gelecek. Türkiye'de birçok özel koleksiyoncunun yakından tanıdığı Hatemi, 40 yıldır minyatür sanatı ile uğraşıyor. 2007 yılında "Stories of the Messengers" sergisiyle dikkatleri üzerine çeken Hatemi, Kuran-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ta anlatılan ortak olayları resmetmişti.


"11 EYLÜL'DEN SONRA Mevlana OKUDUM, BARIŞ MESAJINI YAYMAMIZ GEREKTİĞİNE İNANDIM"


Devamını oku...
 

HAYDAR HATEMİ


Haydar Hatemi (
1945) Türk ressamıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet etmekte olan sanatçı, Katar Kraliyet ailesinin saray ressamıdır.

1945 yılında Güney Azerbaycan'da doğan Haydar Hatemi, Tahran Üniversitesi-Güzel Sanatlar Bölümünde eğitimini tamamlamıştır. Hüseyin Behzad ve Abu Talib Mugimi gibi sanatçıların öğrencisi olmuştur. Üniversite yıllarında Takht-e-Tavus Madalyası'nın dizaynı için açılan yarışmada birincilik ödülü almıştır. Bu başarısından sonra, Şahnaz Pehlevi Akademisi'nde heykel dersleri vermeye başlamıştır.

1983 yılında İstanbul'a giderek yerleşmiştir. Haydar Hatemi, Osmanlı minyatür tekniği'nin yaşayan son temsilcilerindendir.

Eserleri birçok özel sanat koleksiyonlarında görülebilir. En son projesi, peygamberlerin hayatlarını içeren "Stories of Messengers" serisidir.



Osmanlı Koleksiyonu

   
   

 
Günün fotoğrafı:

 


Fotoğraf ve yazı: Gamze Erzin
 
Hergün sabah hastahaneye gitmek için durağa yürürken bakakalıyorum bu eve
eve dönerken de dinlencem oluyor bu ev
öyle sakin, öyle sessiz
güneşi almış arkasına parlıyor
küçük bir köprüyü aşmak gerekiyor varmak için
ilkokulda yaptığımız resimler gibi herşey
öyle durağan.

 
 
'İSTANBUL HANIMEFENDİSİ' LONDRA'DA REKOR KIRDI

 

Osman Hamdi’nin “İstanbul Hanımefendisi” adlı eseri İngiltere’nin başkenti Londra’daki müzayede evi Sotheby’s’de düzenlenen açık artırmada 3 milyon 380 bin 500 sterline satıldı. Osman Hamdi’nin eseri bir Türk sanatçının eserine dünyada verilen en büyük rakama satılarak rekor kırdı. Tabloyu adının açıklanmasını istemeyen bir özel koleksiyoncunun aldığı belirtildi. 

Avrupalı bir koleksiyoncudan alınarak satış için Sotheby’s’e getirilen “İstanbul Hanımefendisi” hem Türk değerlerini hem de Paris modasını yansıtma özelliğine sahip. Müzayedenin “en nadide parçası” olarak gösterilen “İstanbul Hanımefendisi”nde alımlı, kumral, genç bir kadın resmediliyor. Tuval üzerine yağlıboya tablo 185 x 109 cm boyutlarında.

Sotheby’s, “19. Yüzyıl Avrupa resmi ve Oryantalist Resimler Satışı” başlıklı müzayedesinde Osman Hamdi Bey’in, eserlerinde Avrupa’nın akademik tarzını benimseyen, iki farklı dünyanın konularını ve tekniklerini başarılı bir şekilde birleştiren resimler yaptığına dikkat çekildi. Ve “İstanbul Hanımefendisi” bu sebeple İslami eserler kategorisinde değil de Oryantalist eserler kategorisinde satışa sunuldu.

 
Maşallah devlet sanatçıma!

 

"Devlet Konser Salonunda Itrî konseri verilirse devlet sanatçısı ünvanımı iade ederim" Suna Kan

 

 

AKSİYON'un 64. sayısında, devlet sanatçısı Suna Kan hanımın büyük Türk bestekarı Dede Efendi ile ilgili olarak şu görüşü yer alıyor:

"Müzisyen olan babam bize alaturka dinlemeyi yasakladığı için, ben maalesef Dede Efendi'yi tanımıyorum.. Ulusal müzik için bir değer taşıyabilir belki, ama evrensel müzikte yeri olamaz."

Tebrikler Suna hanım, bir devlet sanatçısı olarak derin cehaletinizin hayranı olmamak gerçekten 'olanaksız'! "Şecaat arz ederken merd-i kıbti sirkatin söyler" demiş Ragıp Paşa, yani "çingenenin yüreklisi hırsızlığını kahramanlık diye anlatır"mış. Suna hanım, kendisiyle konuşan arkadaşımıza "Dede Efendi ne zaman yaşadı?" diye de sormuş. Ben olsam, "Milattan önce 3000 yılında, Papu'lar zamanında" derdim. Bu hatun, eminim, Beethoven'ın da ne zaman yaşadığını bilmiyordur; bilse, başını hemen sağa çevirince yanıbaşında çağdaşı Dede'yi görürdü çünkü. Harika çocuk olarak ömrü yurtdışında geçmiş olan Suna hanım, Beethoven'ın ne zaman yaşadığım bilmese de, 9. Senfoni'yi biliyordur. Ama bu 'evrensel' eserin içinde ilk defa olarak insan sesi kullanma ilhamını üstadın Mehter müziğimizden aldığını herhalde bilmiyordur. Ta 16. yüzyıldan beri Batının o evrensel bestecilerini Mehterin etkilediğini, davulun, timpaninin, zilin, üçgenin senfoni orkestrasına bizden gittiğini, koca koca Mozart'ların, Haydn'ların, Gluck'ların Gretry'lerin, Rossini'lerin askeri müzik besteciliğini, bizim 'belki ulusal bir değer taşıyabilecek olan' Mehterimizden öğrendiklerini, Suna hanımcık nereden bilsin? Bütün bunlar, gören gözler, duyan kulaklar içindir. Gönül kör olunca, göz ne yapsın, kulak ne yapsın?..
1971'de Nihat Erim'in Amerika'dan ithal "beyin kabinesi"nde yeni kurulan Kültür Bakanlığının ilk bakanı Talat Halman, Ankara Devlet Konser Salonunda bir Itri konseri verdirmek isteyince kıyametler kopmuş, konser verilsin mi, verilmesin mi diye aydınlar iki kampa ayrılmış, gazete sayfaları -hatırlayacaksınız- harp meydanına dönmüştü.

İnönü'nün tehdidi altında N. Erim'in Halman'a baskı yapıp konseri iptal ettirttiği, Talat beyin Amerika'da Yunus Emre okuttuğu üniversiteye geri gönderilip bakanlığının da lağvedildiği bu hengamede, işte yine bu Suna hanım, "Devlet Konser Salonunda Itri konseri verilirse devlet sanatçısı ünvanımı iade ederim" tehdidini savurarak yine şecaat arzetmişti. Demek ki zavallıcığın tanımadığı sadece Dede Efendi değilmiş!.
Devamını oku...
 
JEROME CLER / Denizli'nin çoban ezgilerini Sorbonne Üniversitesi'ne taşıyan müzikolog

 

Müziksever ortaokul öğretmeni Jerome Cler'in, Çameli yaylalarında yaşayan köylülerle 16 yıl önce kurduğu sağlam dostluk köylülere uluslararası şöhret, Cler'e doktora ve Sorbonne Üniversitesi'nde doçentlik getirdi. 1994'ten bu yana Radio France, Cler'in kayıtlarından üç CD yayımladı. Bunlardan biri Fransa'da Diapason d'Or ödülü aldı. Yayla müzikçilerinin hayatı belgesel oldu; Avrupa'yı dolaşıp konser, Sorbonne'da ders verdiler. Gideniz ve Masıt havalarının dünyaya duyulması için çaba harcayan, ölen müzikçilerin yerine gençlerin yetişmesini sağlayan Cler, kendini bu geleneğin yaşaması konusunda sorumlu hissettiğini söylüyor. "Yayla" ekibinin Türkiye'deki ilk albümü, Fransa'dan 13 yıl sonra, 2007’nin ilk günlerinde yayımlandı. Cler ve Yayla ekibiyle dostluklarını, müzik serüvenlerini konuştuk.

 

Kıran Dağı'nın çam ormanlarıyla kaplı yamacında, 1500 metre yüksekliğindeki Gökçeyaka'da yaşıyor Hayri Dev. Yaz aylarında Masıt Yaylası'na tırmanıyor. 74 yaşında, ikisi erkek, altı çocuk babası. Köydeki lakabı Koca Usta. Hayatını dağlarda çobanlıkla geçirmiş. Şiarı tek cümleden ibaret: "Tatlı dil, güler yüz daima çalgı ister." Bu nedenle "yarenlik" hayatının merkezi. Çoban arkadaşlarıyla kışın ocağın etrafında, yazın yaylada sürülerin yanı başında çalıp söylüyor. Enstrümanı ardıç ağacından yaptığı "üçtelli," baharda ağacın filizlerinden kestiği "Çam düdüğü." Dağarcığı kendi ezgileriyle dolu. "Uzun havaları pek sevmem, müzik dediğin gözyaşına, vedaya uymaz" diyor.

Hayri Dev'e uzun yıllar yarenlikte iki yakın arkadaşı eşlik etti. Her ikisi de kemanı, klasik kemençe gibi kucağında çalıyordu. Hasan Yıldırım yaşıtıydı, köylüsüydü. Akkulak lakabını taktıkları, Mehmet Şakır ise sekiz yaş büyüktü onlardan. Buna rağmen uzun yürüyüşü göze alıp, Boz Dağ'ın yamacındaki köyünden Masıt'a gelirdi. "Kızları güzel Masıt'ın, yürüdüğüme değiyor" derdi Akkulak.
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 5