KANSERE KARŞI ALIÇ


Alıcın FaydalarıMalatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü ve Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin yaptığı bir araştırmada, alıcın antioksidan madde içeriğinin birçok meyve türüne göre çok yüksek olduğu belirlendi.

Enstitüsü Müdür Yardımcısı Kadir Uğurtan Yılmaz, enstitü olarak “Alıçta Genetik Kaynaklarının Toplanması ve Korunması Projesi” ile Türkiye'deki yaklaşık 50 alıç türünü koruma altına almak için arazi çalışmaları yaptıklarını ifade etti.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile yaptıkları araştırmada, alıç meyvelerinin biyokimyasal içeriklerine bakıldığını ifade eden Uğurtan Yılmaz, şu bilgiyi verdi:

“Alıcın genetik kaynaklarının toplanması ve korunmasıyla ilgili yaptığımız çalışmalarda, ülke genelinde 50 alıç türü olduğu belirlendi. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız Malatya, Bingöl, Mersin ve Erzincan illerimizde devam ediyor. Araştırmalarımız sonrasında alıcın antioksidan madde içeriklerinin birçok meyve türüne göre çok daha yüksek değerlerde olduğu belirlendi. Kansere karşı oldukça etkili olan bu değeri, daha önce kızılcıkta da görmüştük. Alıçlar kırmızı, turuncu, sarı ve siyah renkte olmak üzere birkaç türden oluşuyor. Hem sağlık, hem de ekonomi anlamında değer taşıyan bu türlerin korunabilmesi için arazi çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
Devamını oku...
 
Tümata 16- 17 Ocak Ankara Etkinlikleri: Müzik ve Hareket Tedavisi

İstanbul rebab kursu


Seminer, Ankara / Türkiye

16 Ocak 2010. Saat: 18:30–22:00

İşlenecek konular

  • Türk müzik terapi geleneği, pentatonik müziğin tarihçesi, kökleri ve öneminden bahsederek başlanacak ve musikimizden buna ait güzel örnekler icra edilecektir. Aktif ve pasif (reseptif) terapi uygulamaları seminerimizin seyri içerisinde uygun zamanlarda, katılımcılarımızın ihtiyaç ve rahatsızlıkları doğrultusunda Türk musikisi makamlarından seçmeler yapılacaktır.
  • Çok eski bir müzik ve hareket terapisi örneği olan, Orta Asya baksılarının transa girip şifa ve bilgiye ulaşmak amaçlarıyla kullandıkları Baksı dansı öğretimi ve uygulaması yapılacaktır.Bu dans ile vücudumuzdaki çeşitli tıkanıklıkların giderilmesi, belli bir esnekliğe kavuşturulması amaçlanmaktadır. Bunun sonucunda zihinde de aynı esnekliğe ulaşmak ve yine zihni yeni bilgilere hazır hale getirmek mümkün olabilmektedir.
  • Kişilik geliştirme açısından manevi değerlerin günümüze göre yorumlanması yapılacaktır. Tasavvuf geleneği doğrultusunda günümüzde kişilik gelişiminde önemli kavramlardan olan irade konusunda tavsiyelere yer verilecektir.
  • Tasavvuf geleneğinde geleceğe bakış açısı yorumlanacaktır.
  • Cennette müzik konusu ele alınacaktır.
  • Mesnevi sohbeti yapılacaktır.
  • Sema öğrenimi ve uygulamasına devam edilecektir.
  • Allah´ın güzel isimleri çalışmalarına devam edilecektir.

Ücret: 60TL

Yer: Neva Sanat ve Gelişim Merkezi 
8. Cad. Çamlıca Evleri, 
A2 Blok 11/17, Kat: 8 Ümitkoy – ANKARA 
Tel: (312) 236 42 51

Ankara iletişim bilgileri için tıklayın.

 
Bir kot taşlama işçisi daha "silikozis"ten hayatını kaybetti


Dört yıl önce silikozise yakalanan Hacı Önal geçen hafta 24 yaşında öldü. Hacı Önal, beldesinde kot atölyesinde çalıştığı için hayatının baharında ölen yedinci genç oldu...

Silikozis hastası Hacı Önal

Hacı Önal öldü. Kardeşi de silikozis hastası, ölümü bekliyor.

Bingöl’ün, çocuklarının birçoğu silikozise yakalanmış Taşlıçay Köyü, bu kez 24 yaşındaki Hacı Önal’ı kaybetti. Önal, silikozis hastalarıyla ilgili çekilen ‘Dönüş’ belgeselinde, bundan sonraki hayalini, “Tek istediğim şey... Sağlığıma kavuşmak istiyorum. Herkes gibi gezmek istiyorum” diye anlatmıştı fakat olmadı. Bir çocuk babası Önal’in kardeşi de aynı hastalığın pençesinde...

Taşlıçay beldesi, Önal’dan önce, en son 28 Şubat’ta 24 yaşındaki Ruhat Yıldırak’ın cenazesini kaldırmıştı. Yıldırak, İstanbul Mahmutbey’de dört yıl çalıştığı iki kumlama atölyesinden silikozis hastalığıyla ayrılmıştı. İki yıldır oksijen tüpüne bağlıydı.

Yıldırak’ın ölümü köydeki diğer silikozis hastası gençlere söylenmedi. Onlardan biri de Yıldırak’ın yaşıtı Hacı Önal’dı. Evli ve bir çocuk babası olan Önal, Yıldırak gibi, Mahmutbey’de dört yıl sigortasız çalıştıktan sonra silikozise yakalandı. Köyünde oksijen tüpüyle yaşamaya başladı. Sık sık hastalanıyordu. Geçen yıl çekilen ‘Dönüş’ adlı silikozis hastalarıyla ilgili belgeselde hayalleri sorulduğunda, “Tek istediğim şey... Sağlığıma kavuşmak istiyorum. Herkes gibi gezmek istiyorum” demişti. Ayrı belgeselde, babası Hasan Lütfü, çaresizliğini şöyle aktarmıştı:

“Doktorlar diyor dış ülkeye götürün, nakil yapın. Dış ülkeye biz nasıl götürelim?”

Bu savaşım, Hacı Önal’ı yaşatmaya yetmedi. Ve Önal, geçen 8 Kasım’da, kaldırıldığı Erzurum Araştırma Hastanesi’nde öldü. Önal’ın bir kardeşi de silikozis hastası... 

Silikozis, maden işçilerinde ve son zamanlarda kot taşlama işinde çalışan işçilerde sıkça görülen, silika (SiO2) adı verilen maddenin akciğerlere yerleşmesi sonucu gelişen hastalıktır. Bir işçinin kot taşlama işinde altı ay çalışması bu hastalığa yakalanması için yeterli bir süre olup nefes darlığı, yorgunluk gibi belirtilerle ortaya çıkar.

Önal, Taşlıçay’ın silikozise kurban verdiği üçüncü, Karlıova beldesinin yedinci, bütün Türkiye’nin 44’üncü isim oldu.

‘Bari huzurlu ölelim’
Ünal’la aynı köyden olan ve aynı hastalıktan ötürü tedavi gören Kot Taşlama İşçileri Komitesi üyesi Abdulhalim Demir: “En azından emeklilik ve maluliyet haklarımız verilsin. Zaten bizim yaşamımızı kimse garanti edemiyor. Günü geldikçe öleceğiz. En azından huzurlu ölelim.”

 
ŞİFA KAYNAĞI TARÇIN

 

Tarçın; Asya kökenli yaprak dökmeyen, hoş kokulu bir ağacın kabuklarından elde edilen bir baharattır.

Tarçın

Tarçın denildiği zaman aklımıza, sütlaç, kazandibi, tavukgöğsü ve kış aylarının vazgeçilmezi salep gelir. Üzerlerine vermiş olduğu süsün yanı sıra; her derde deva olduğu da kesinlik kazanmış bir baharattır tarçın. Genellikle sütlü tatlılarla birlikte tüketilen bu sihirli baharatın birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Araştırmalara göre, en yararlı baharatlar arasında da yerini almıştır.

Osmanlı zamanında sütlü tatlılarla tüketilmesinin bir amacının da; kan şekerini dengelediği ve o yüzden genel olarak tatlıların üzerine konulduğu bilinmektedir. Tatlıların yanı sıra, birçok yemeğe de farklı tat vermesi amacıyla da kullanılmaktadır. Doğal bir mikrop düşmanı olan tarçını her gün bir silme çay kaşığı aldığınızda kolesterolünüzü ve kan şekerinizi düşürdüğü gözlenmiştir. Birçok uzman tarafından da onaylanmaktadır.

Devamını oku...
 
10. MERKEZEFENDİ GELENEKSEL TIP FESTİVALİ

    
         

10. MERKEZEFENDİ GELENEKSEL TIP FESTİVALİ
ZEYTİNBURNU TIBBİ BİTKİLER BAHÇESİ PROGRAMI
(5-14 Haziran 2009)
 

Devamını oku...
 
“Sütü süt olarak değil, mayalanmış olarak yoğurt, kefir, peynir olarak kullanın.”

 

Prof. Dr. Ahmet Aydın “Sütü süt olarak değil, mayalanmış olarak yoğurt, kefir, peynir olarak kullanın.”

C.Paşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın, sütün, çok faydalı bir içecekken pastörizasyon ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline geldiğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın, sütün, çok faydalı bir içecekken pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sütün raf ömrünü uzatmak için yapılan pastörizasyon ve UHT’nin bazı hastalık yapan bakterileri ortadan kaldırırken, faydalı bakterileri de yok ettiğini söyledi.

Sütün içindeki faydalı bakterilerin hastalık yapmadıkları gibi, birçok hastalığı da önlediğini, sütün kesilmesini ve ekşimesini sağladığını ifade eden Aydın, ”Süt, çok faydalı bir içecekken pastörizasoyon, UHT ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline geliyor” görüşünü dile getirdi.

Ahmet Aydın, pastörizasyonun, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engellediğini, sindirim enzimlerini tahrip ettiğini ileri sürerek, ”Tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır” diye konuştu.

Homojenizasyon sırasında uygulanan basıncın süt proteinlerinin moleküler yapısını büyük ölçüde değiştirdiğini kaydeden Aydın, molekül yapısı değişmiş proteinlerin immün sistemini aşırı uyardığını ve çocuğun ileride diyabet, astım ve multiplskleroz gibi "otoimmün-kendi dokularını tahrip edici" hastalıklara yakalanmasına yol açtığını iddia etti.

Devamını oku...
 
TÜRK YOĞURDU BİTMEK ÜZERE

 


Prof. Dr. Ahmet AYDIN / İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD


Ulusal Gıda Kodeksi Komisyonun kararı doğrultusunda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın hazırladığı ve 16 Şubat 2009 tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanan ‘Fermente Süt Ürünleri Tebliği’ ile yoğurtta süt proteini yüzde 4′ten yüzde 3′e indirildi. Yoğurt ve ayranda en az yüzde 12 olan yağsız kuru madde miktarı şartı ise tamamen kaldırıldı.

Bu uygulama ile Türk yoğurdunun yapısının tamamen değişeceği gerekçesi ile birçok uzman, bilim adamı, gıda sanayicisi ve gazeteci yönetmeliğe şiddetle karşı çıktı. Tabii ki yönetmeliğe taraftar olanlar da var. Bakanlık da kendince haklı gerekçelerle yazılara cevap verdi.  Acaba kim haklı? 


TÜRK YOĞURDU BİTMEK ÜZERE

Türkler sütü pek sevmiyorlar ama yoğurdu çok seviyorlar.  Gerçekten de yılda 30 kilo ile dünyada kişi başına yoğurt tüketiminin en yüksek olduğu ülke Türkiye. Zaten yoğurt, Türkçe dünya dillerine geçmiş bir kelime.

Türkiye süt üretiminin üçte biri yoğurt imalatında kullanılıyor ve yılda 2.2 milyon ton yoğurt tüketiliyor.  Bunun 400 bin tonu sanayi yoğurdu. Geri kalanı klasik ev yoğurdu. Ama ev yoğurdu tüketimi maalesef hızla azalıyor. Sanayi yoğurdunun parasal değeri yaklaşık 1 milyar lira; üretici firmalar arasında kıran kırana bir rekabet var. Çokuluslu, yabancı firmaların da bu piyasada önemli bir payı var.

Bu rekabetle birlikte sanayi tipi yoğurt üretimi arttı; yoğurdunun kıvamı, lezzeti bozulmaya başladı.  Büyük şehirlerde geleneksel Türk yoğurdunu satın almak nerdeyse hayal. Bu lezzeti ve kıvamı korumaya çalışan üreticilerin sayısı ne yazık ki günden güne azalıyor. Prof. Dr. Artun Ünsal “Silivrim Kaymak! / Türkiye’nin yoğurtları” kitabında bakın ne diyor:

“Sanayi tipi yoğurt üretimi, büyük ölçüde standart bir yoğurt tadını benimsetiyor ülkemiz tüketicilerine. Geleneksel Türk yoğurtlarının en büyük özelliği, hafif ekşimsi olmaları ve en çok 1 hafta dayanmaları. Oysa, ulusal yoğurt pazarının önde gelen kuruluşlarının ürettikleri, inek sütü ağırlıklı ve daha uzun raf ömürlü yoğurtlar da giderek Batı ülkelerinde yayılıp satılan yoğurtların aromasında, kıvamında ve lezzetinde olmaya başladı. Bu durumda geleneksel Türk yoğurtlarının farklı lezzetleri de yakın bir gelecekte unutulup gidilecek gibi…"
Devamını oku...
 
YOĞURDUN STANDARDI NİYE DEĞİŞTİ?

 

BAKANLIK YANIT VER! YOĞURDUN STANDARDI NİYE DEĞİŞTİ? ÇOCUKLARIMIZI TEHLİKEYE ATMAYIN!
Güngör Uras


Firmalar baskı yaptı, tebliği değişti, katı madde şartı kalktı, protein miktarı zorunluluğu azaltıldı. Bu da ‘sulu yoğurt’ dönemini başlatacak. Dahası katılaşsın diye kimyasal katılması tehlikesi var

Sıra yoğurda geldi. Ey halkım… Tarım Bakanlığı’nın emriyle bundan sonra doğru dürüst yoğurt yiyemeyeceksiniz. Neyin, ne olduğunu anlatayım.

Türkiye’de üretilen sütün üçte biri yoğurt olarak tüketilir. Yılda 2.2 milyon ton yoğurt tüketiriz. Bunun 400 bin tonu şimdilerde sanayi yoğurdu. Sanayi yoğurdunun parasal değeri 1 milyar lira dolayında. Sanayi yoğurdunda piyasaya çokuluslu, yabancı firmalar hakim.

Bunlar bazı büyük yerli firmaları aldı. Kendi markaları ve satın aldıkları markalarla dünyanın her yanında üretilen ve satılan yoğurt tadını, türünü Türk tüketicisine alıştırmaya çalışıyorlar. Başarılı da oldular. Bizim geleneksel kaymaklı yoğurt tadını unuttuk. Her yerde satılan tatsız bir  yoğurt yiyoruz.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 3